|
Geçenlerde bir bakkaldayım, benden daha yaşlı bir hanım alışveriş ediyor. Bakkala sordu 'Evladım, bana Sana lazım ama raflarda bulamadım!' Bakkal 'Teyze o yok ama başka margarinler var' cevabını verince kadıncağız 'Aaaaa! Hiç bakkalda Sana olmaz mı?' dedi ve dükkandan çıkıp gitti. Ben senelerden beri margarin satın almıyorum ama bana sanki Sana hep varmış gibi geliyor. Bakkala sordum 'Artık Sana yok mu?' Bakkal 'Amca' dedi 'Bize getirmiyorlar, belki de artık yok' Sonra soruşturdum, benim gençliğimde tek tabanca olan Sana'nın şimdi benzeri en az 15-20 ürün varmış. Sana deyince aklıma 5-6 sene önce yazdığım bir yazı geldi, belki vakti ile okumamışınızdır, buyrun beraber okuyalım;
ANNENİZİN MARGARİNİ Bizim nesil, Ord. Prof. Dr. yani Ordinaryüs Profesör Doktor unvanını, 1949-1957 seneleri arasında İstanbul Vali ve Belediye Reisi Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay (O zamanlar, İstanbul'un Valisi aynı zamanda Belediye Reisi de olurdu) vesilesi ile öğrenmişti. Öyle bir paye ve isim ki, eksiksiz söyleyebilmek için 70'e yakın harfi bir solukta telaffuz etmeniz lazım. Fahrettin Kerim Bey CHP devrinin valisi olmasına rağmen mevkiini Demokrat Parti devrinde de koruyabilmiş kıymetli bir ilim ve devlet adamı idi. Yaptığı tıp tahsilini, 1922 yılında bitirdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden aldığı ' Emrazı Akliye ve Asabiye Mütehassısı ' sertifikasıyla Ordinasyüs Profesör olarak zirveye çıkardı. Halk tabiri ile Deli Doktoru idi. Sarhoşların kabusu haline gelmişti. Rivayete göre geceleri İstanbul sokaklarını gezer ve rastladığı sarhoşları, bel kemiklerinden su alınmak üzere, hastaneye sevk ederdi. Ama Türk rakıcılarının zekasının intikamı acı oldu. 35'lik Yeni Rakı'ya, her ikisinin de kısa boylu olmasından dolayı, Fahrettin Kerim adı takıldı. Meyhaneye gidenler 'Aç bir Fahrettin Kerim', içki büfesine gidenler de 'Ver bir Fahrettin Kerim' der oldular. Boyu hakikaten kısa idi. O zamanların tek ayakta gösteri yapan sanatkarı, Sesle Çizgiler Ustası Celal Şahin, kendisi için, nakaratı 'Aman Valimiz, canım Valimiz, minimini Valimiz, ne olacak halimiz?' olan bir beste bile yapmıştı. Hayırsever, sinirli ve nüktedan bir zat idi. Yine rivayete göre Başvekil Adnan Bey'in kendisi için 'Bu adam deli' dediğini duyduğunda basın mensuplarını toplayıp '''O bir toprak ağası, ruh hekimliğinden ne anlar ki bana deli demiş. O bana deli derse kargalar bile güler, ama ben onun hakkında bir deli raporu yazarsam, hayatı boyunca akıllı olduğuna kimseyi inandıramaz'' dediği iddia olunur. Şehrin temizliği ve halkın sağlığı ile yakından alakadar olan Fahrettin Kerim Bey, lokanta, hamam, fırın v.b. yerleri sık sık teftiş ederdi. Bu teftişler ile ilgili bir çok hikaye vardır. Bir tanesini nakledeyim. Efendim, Vali Bey bir gün bir fırını teftiş ediyormuş. Müessese sahibi kendisine bir pasta ikram etmiş. Vali, pastayı yemiş ve 'Hakikaten çok güzel olmuş. Ne var bunun içinde?' diye sorduğunda, muzip bir adam olan fırıncı 'Sana koydum Vali Bey' diye cevap vermiş. Fahrettin Kerim Bey hiç bozulmadan pastayı yemeye devam etmiş ve 'Ben bir tamim yayınlayıp, bütün fırıncılara yollayım da hepsi Sana koysunlar.' Margarin denilince akla Sana'nın gelmemesinin imkanı var mı?
Mülkiye Hocaları Aşağıdaki sözlerin bazı Mülkiye hocaları tarafından edildiğine dair bir e-mail geldi. Ne olur ne olmaz diyerek, Hoca isimlerini yazmadan, bunları takdim ediyorum. -Zayıflamak, kişinin kendisinden et yemesidir. -Namus, sadece deliklerin muhafazası değildir. -Erkek pazarı gibi bir yerdir kahvehaneler. -Dengesizlik, yengesizliktir. -Yıldırımın çarptığı insan, gökgürültüsünü duymazmış. -Şahsen çarşafların ütülenmesine taraftar değilim. Nasıl olsa yeniden ütüleri bozulacak. -Açlık ve sefaletten, nur gibi ihtilaller doğar.
Firavun'un gazabı! Mısır Firavunu, bir gün Roma İmparatoru'na çok kızmış. Katiplerini çağırıp 'Ulan şu ite bir mektup yazın' demiş. Katipler ellerinde çekiçler, taş tabletler, keskiler ile gelmişler. Firavun 'Yazın' demiş 'Seni köpek seni' Katipler hemen taşın üstüne bir köpek resmi kazımışlar. Firavun 'Ben senin ananı..' demiş katipler de hemen taşın üstüne ilk önce bir firavun resmi sonra da bir köpek ve yaşlı kadın resmi kazımışlar. Firavun devam etmiş 'Avradını şey ederim.' Katipler taşa genç bir kadın resmi ile şey etme resmi kazımışlar. Firavun 'Ayrıca senin şeyini de şeylerini de keserim' diye kükremiş. Katipler, taşa ayrıca manasına gelen bir + kazımışlar sonra da durmuşlar. Firavun 'Neden durdunuz be?' diye bağırmış Baş katip 'Şey efendim' diye kekelemiş 'O köpeğin şeylerini çizerken, şeyleri, iki ş ile mi yoksa bir ş ile mi çizelim?'
Sankim ikiz gibi! Temel, yolda yürürken karşıdan gelen bir hanımın yanında iki tane çok şirin küçük kız çocuğu görünce 'Af edersiniz hanımefendi, bu kızlar ikiz mi?' diye sormuş. Hanım gülerek cevap vermiş, 'Bunlar ikiz değil üçüz. Evde de bir erkek kardeşleri var' Temel, kafasını kaşıyarak 'Uyy' demiş 'Amma da ikize benziyorlar daa!'
 Anlatabildik mi?
07 Ekim 2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (12) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 171 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |