Eskiden hasta doktora giderdi. Doktor, hastanın sırtını dinler, belki tansiyonunu ölçer, boğazına bakar, karın bölgesini mıncıklar 'Burası ağrıyor mu?' diye sorar ve bir neticeye varırdı. Çok çok bir röntgen veya idrar tahlili de isterdi. Şimdi öyle mi? Doktor daha hastanın yüzüne bile bakmadan sıralıyor 'Bir tomografi çekilsin, bir de MR. Her ihtimale karşı bir ultrason da alalım. Tabii yeni çekilmiş röntgenleriniz var değil mi? ' Bunlar da yetmez, sayfa sayfa kan ve idrar tahlillleri de lazım. Hele bağırsak şikayetiniz varsa tam ayvayı yediniz. Girer içeri kolonoskopi cihazının borusu! Tabii bütün bunlar paralı. Hem de ciddi meblağlar. Bazıları için yatmak da lazım. Hastahane de Park Lane otelinden daha pahalı. Daha ortalıkta teşhis meşhis yok. Adam boğazınızı açtırıp bir 'Aaa' bile dedirtmedi. Karnını sıkıp 'Acıyor mu?' diye sormadı. Ama doktor kararlı, ya çalıştığı hastahaneye ya da iş birliği yaptığı teşhis merkezine bir sürü para kazandırmadan bir asprin bile tavsiye etmeyecek. Peki bu paraları veremeyenler ne olacak? Ayrıca insanın parası var diye illa da söğüşlenmesi mi lazım? Yeni yeni cihazlar var diye illaki de kullanmak mı lazım? Sen hastanın nesi olduğunu anlamaya çalış, eğer anlayamazsan sövüşlemeye başla. Bir cihazı, yeni bir teknolojiyi var diye mutlaka kullanmak mı lazım? Bu iş öyle karlı hale geldi ki haftada bir hastahane açılıyor. İlaç işindeki yolsuzluklar katrilyonları geçiyor. Elektronik cihazların verdiği hizmetleri satan müesseseler para basıyorlar. Tabii çoğu vatandaş ne hastası olduğunu anlamadan, talihine küserek oradan ayrılıyor. Ama ya hasta olan çocuğu ise? Ya hasta olan çok sevdiği karısı, anası, babası ise? O zaman da lüzumlu lüzumsuz bütün tahliller yaptırılıyor, teşhis cihazlarına milyarlar ödeniyor ve sonunda çocuğun grip, hanımın anjin, babanın da bronşit olduğu anlaşılıyor. Ayıptır, yazıktır, günahtır!
Recep de kim? 'Goncagül sevgilim, iyi ki Almanya'da evlendik değil mi?' 'Evet Muhittinciğim. Güzel bir düğün oldu. Çok teşekkür ederim.' 'Ne demek güzelim sana her şey layık. Hem bir sürü insan yurt dışında evleniyor. Bizim onlardan neyimiz eksik?' 'Beni kırmadığın için teşekkür ederim.' 'Sen istersin de ben yapmaz mıyım bir tanem. Haydi gel şu duvağını çıkartalım.' 'Muhittin, sana geçmişimle ile ilgili bir şey anlatmak istiyorum.' 'Anlatırsın canım, önce şu duvağını filan bir çıkartsak!' 'Çıkartırız dur hele. Bu anlatacağım çok mühim.' 'Eee! Sırası mı şimdi? Haydi neyse anlat bakalım.' 'Ben küçükken tecavüze uğramıştım.' 'Çok üzüldüm bebeğim ama şimdi kendini iyi hissediyorsun değil mi?' 'Şimdi iyiyim ama bunları bilmen lazım.' 'Yakınlarından biri mi?' 'Yok, bir bakkal Cabir vardı bizim mahallede...' 'Bakkal mı?' 'Belki de kuru yemiş fıstık, çikolata, elma şekeri filan satardı.' 'Eeee?' 'İşte bu Cabir, bir gün bana 'Recep, depoya gel' dedi.' 'Recep de kim be?' 'İşte ben de onu anlatacağım bir tanem sakin ol!'
İstanbul, Allah'a emanet Perşembe sabahı bizim gazetenin 2-3 kilometre uzağında bir patlama oldu. Ölüler, yaralılar var. Sebep, han içinde kaçak maytap fabrikası. Alt katında da galiba yine ruhsatsız pantalon yıkama ve taşlama tesisi mi ne varmış. Sekiz vatandaş da ilk patlamayı seyrederlerken ikinci patlama esnasında ölmüşler. Bölgeyi bilirim. Yabancı adam oradan gece geçmeye korkar. En fazla iki metre genişliğinde sokaklar, birbirinin üstüne yapılmış kaçak katlar, ara sokaklarda ilaç için boyası, badanası olmayan yerler. Oralarda ruhsatlı hiç bir bina olmadığına da hep inanmışımdır. Çoğunun da muhtemelen tapusu yoktur. Tam korku filmlerinin çevrileceği yerler. Zaten her kanal kafasına göre bir semt bildiriyor. Davutpaşa, Bayrampaşa, Zeytinburnu ve Çiftehavuzlar diyen var. Nereye bağlı olduğu bilinmeyen yerde ruhsat ne gezer? Tapuyu kim arar? Bu sadece o bölgeye mahsus bir şey değil. İstanbul'un %80'i bu halde. Dandik binalar, bunların içinde ne olduğu bilinmeyen maddeleri imal edenler. Bir taraftan sosis, salam yapılırken onun yanında polyester atölyeleri, araba tamir atölyeleri var. Her şey kaçak, binalar, imalat, çalışan çocuk yaşında işçiler, Faslılar, Tunuslular, diğer Afrikalılar, Moldovyalılar, Özbekler. Tüp gazlar, oksijen tüpleri, su ve elektrik bile kaçak! Bu İstanbul her şeyi ile Allah'a emanet ve son zamanlar da başımıza gelenlere bakarsak, Allah bile buradan ümidini kesmiş.  Ağaç yıkama makinası!
03.Şubat.2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (4) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 35 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |