Kaç seneden beri Amerika'ya gitmedim. Her neden ise, bu memlekete seyahat etmek, bana çok zahmetli ve lüzumsuz gelir. Onun için, Cumartesi ilavesine yemek, içmek yazıları yazdığım, Akşam gazetesinin Genel Yayın Müdürü Serdar Turgut, 'Jack Daniel's firması beni ABD'ye davet etti. Benim programım müsait değil sen gider misin?' diye sorunca bir tereddüt geçirdim. Tabi bu tereddütüme ABD ve bilhassa New York aşığı Serdar Turgut bir mana veremedi. 'Abi' dedi 'New york ve Nashville'de kalacaksın, nefis ızgaralar yiyeceksin, bu aslında Jack Daniel's firmasının tertip ettiği bir BBQ (Amerikan işi mangal) yarışması. Yiyeceksin, içeceksin daha ne istiyorsun?'
 Ben son bir direniş ile 'Bir hayır etmek istiyorsan, beni Londra'ya gönder' dedim, o acıyan gözler ile bana uzun uzun baktı. Artık lafı uzatmamak için 'Tamam' dedim 'Giderim, bana böyle bir imkan verdiğin için de teşekkür ederim' O da işi garantiye almak için oturdu köşesine 'Gonzo yola çıkıyor' başlıklı bir yazı yazıp, seyahatten 15 gün önce benim ABD'ye gideceğimi ilan etti. Yeşilköy'de yalın ayak, başı kabak, kemer olmadığı için pantalonum düşe düşe, donuma kadar arandıktan sonra THY'nın, New York uçağına binip 11 saat kadar uçup New York'a indik. ABD hava meydanlarına inmek de havalanmak da büyük eziyet. Her yolcuya muhtemel suçlu gözü ile bakılıyor. İyi ki bundan bir müddet önce Adana'da ki 'Boşboşcudan' nikotinli sakız almışım. Çünkü yol boyunca sigara yok, ABD pasaport kontrol ve gümrük işkencesi esnasında da sigara yok, New York'un Kennedy meydanında Nashville uçağına aktarma yapken de sigara yok. Nashville'e uçarken de sigara yok. Bir hesapladım aşağı yukarı 24 saat sigara içememişim, sakızlar imdadıma yetişti. Bizim takım sekiz kişi. Ben, Haber Türk'ren Serfiraz Ergun, Brown Forman-Jack Daniel's Türkiye'den Hüsamettin Bayazıt ile Zeynep Hanım, yine içki esnafından Ahmet Bey ve yapılacak olan BBQ yarışmasında Türkiye'yi temsil edecek olan TGI Friday ekibi (Apo, Cihat ve Zühtü) Nihayet Nashville'de otele gelebildik. Ama tahminimizden dört saat sonra. Gecikmenin sebebi de New York JFK hava meydanının içler acısı hali. Her iniş, her kalkış gecikmeli, çağ dışı bir meydan olmuş bu JFK. Otele geldik ama beni ve kendisi de sıkı bir sigaracı olan Apo'yu tatsız bir sürpriz bekliyordu. Bize ayırılan bütün odalar sigara içilmez. Otelde sigara içilebilen odalar da var ama sekiz Türk için ayrılan odalar sigara içilmez! Resepsiyondaki kıza 'İçersem bana ne yaparsınız?' diye sordum, o 'Hiiç' dedi 'Ben hiç bir şey yapamam. Odaların alarmı doğrudan itfaiyeye bağlı, itfaiye çavuşu gelip size ilk önce 300 dolar ceza keser. Sizi otelden de atabilir, hatta bir iki geceyi hapiste de geçirebilirsiniz' Vay anasını! Talihime küsüp dayandım nikotinli sakıza. Arada bir de otelin kapısının önünde esrarkeşler gibi sigara içtim. Bir kaç saat içinde anladım ki lokantalar dahil hiç bir kapalı mekanda sigara içilmeyecek. Bu Tabi çok acı oldu. Hele bazı mükemmel yemeklerden ve nefis kahvelerden sonra. ABD benim gibi şişmanlar için bir cennet. Çünkü her üç kişiden biri tulum gibi. Zaman zaman kendimi incecik gördüm. Zaten yemekler de ona göre. Tava etler, dev gibi pizalar, patates kızartmaları, halka şeklinde kesilmiş soğan kızartmaları, bol kalorili mayonez ve tatlılar, muhteşem sandviçler. Yemek aralarında durmadan içilen bol şekerli içecekler, atıştırılan dondurmalar ve kurabiyeler. Arabalar da insanlar gibi dev gibi. Her arabaya rahatlıkla on kişi ve iki ton yük sığar!
 Mallar bize nazaran ucuz ama hizmetler ve işçilik daha pahallı. Bizim grubu bir iPhone (Apple'ın cep telefonu) sevdası kapladı. Saatlerce sırada bekleyip birer, ikişer iPhone aldılar. Meğer Amerika'da 400 dolar olan bu nesne, biz de en aşağı bin dolarmış. Kızların New York'ta iyi mağazalardan aldıkları hakikaten şık ayakkabılar 45-50 dolar. Benzerleri Ak Merkez'de falan 250 liraya satılıyor imiş. İstanbul'da 200 liraya satılan marka montlar da burada 35-40 dolar. Ben sadece ilaç ve kitap aldım. Ama en az 15 saatimi alış verişte harcadım. Çünkü Nashville'de grup halinde gezdik. Bizim alış veriş canavarları daha bir alış veriş merkezine yaklaşırken bir tuhaflaşıyorlar. Bakışları değişiyor, burun delikleri açılıyor. Wall Mart adlı kocaman yerde ise kendilerinden geçiyorlar. Bir de alınan malların bir kısmının ertesi gün iadesi veya değiştirilmesi var. Nashville ve havalisinin aslında Güney ABD'nin insanları daha kibar ve cana yakın. Bütün gün 'Howdy-Merhaba' deyip duruyorlar ve içten gülümsüyorlar. New York'da durum değişik. Orası da İstanbul gibi, kaba ve terbiyesiz insanların çoğunlukta olduğu bir yer. Amerikan televizyonunda reklamlar çok artmış. Hemen hepsi de bizdeki gibi güvenilmez, palavra reklamlar. Çok seyredilen kanallarda doğru dürüst bir şey yok. Ancak bir iki uçuk kanalda, nefis filmler ve haber programları seyrettim.
 New York'ta Türkler daha ziyade benzin istasyonu, taksi ve limozin servisi işlletiyorlar. Bir kaç tanesi de Central Park'ta atlı araba sahibi. Bu şehrin iklimi sokağına göre değişiyor. Manhattan'da yüksek binaların kesif olduğu bölümler, güneş görmedikleri için buz gibi, buna mukabil deniz kenarı ve parklar sıcak bir bahar havası. New York'ta en beğendiğim şey kitapçı ve şarküteri dükkanları. Peynirler, sucuklar, salamlar, sosisler, salatalar ve onlar ile yapılan sandviçlere konulacak ıvır zıvır birer harika. Yarın sizlere Jack Daniel's viskisini ve onun doğum yeri olan Lynchburg kasabasını anlatacağım.
6 Kasım 2007
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (15) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 71 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |