İri kıyım medyananın, bir Ali-Cengiz oyunu neticesinde, Bir koyup yirmi almak üzere olduğu Hilton Oteli'nin, İstanbul'un son elli senelik sosyal tarihinde mühim bir yeri vardır.  Hilton İstanbul, 1955 senesinde açıldı. İlk bir kaç gün, Türkiye'nin meşhur insanlarının davetli olduğu açılış merasimlerinde meydana gelen bir hadise Hilton'un adını hafızalara iyice kazımıştı. Hilton'un açılışına şeref misafiri olarak gelen, o zamanların meşhur sinema artisti Terry Moore (Nick veya Rick Hilton'un sevgilisi), donsuz olduğu halde eteklerini toparlayıp bir poz vermişti. O resmi çeken Milliyet Gazetesinden rahmetli İlhan Demirel müthiş bir şöhrete kavuşmuştu, çünkü bu dünyada eşine emsaline rastlanmayan bir resim idi. Bu öyle bir resimdi ki seneler senesi o resmin kopyaları elden ele dolaştı, bir çok leyli talebenin yatakhane dolaplarını süsledi. Hiton'un açılışına davetli olanlar arasında aile dostumuz, meşhur Porsuk Barajı Müteahhiti Hazık Ziyal (Hazık Amca) da vardı. Odasının anahtarını cebinde taşıyor ve arada bir sallayıp 'Bu akşam Hilton'da yatacağım' yatacağım diye göz kırpıyordu. Ben Hazık Amca'yı o da beni çok severdi. Bir ara yanına yaklaştım ve 'Hazık Amca, şu anahtarı ver de gidip şu oteli bir göreyim, bir kaç saat içinde dönerim' dedi. Hemen verdi, ben de heyecan içinde taa Kalender'den, Harbiye'ye, Hilton'a gittim. Ahmet Hilton'da Radyo Evinin yanından yavaş yavaş Otel'e yaklaştım. Kapıda üniformalı adamlar duruyordu. Ben onları ilk başında Amerikan Generali filan zannettim, hatta içimden 'Demek bu otelin sahibi General Hilton imiş' diye geçirdiğimi hatırlıyorum, meğer otelin kapıcıları imişler. Cebimden Hazık Amca'nın anahtarını çıkarttım ve anahtarı sallaya sallaya Hilton'un dönen kapısından içeri girdim. Girmesine girdim ama ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim bile yok. Anahtarın üstünde 422 yazıyordu. Belli ki 422 numaralı oda. Ama nerededir? O odaya nasıl gidilir? Bu suallere cevap veremiyorum. Alık alık, hayatımda ilk defa gördüğüm duvardan duvara yeşil halılar üzerinde dolaşıyorum. O ne halı! Git git bitmiyor. Döndüm dolaştım ve sonradan adının Karagöz Bar olduğunu öğrendiğim bir yere geldim. Tezğahın üstünde, tepelerinde küçük şemsiyeler olan bir sürü bardak var. Şöyle bir sotaladım gelen alıyor, para falan isteyen yok. Gittim ben de aldım. İçinde meyve suyu olan acayip bir içki, biraz portakallı votkaya benziyor. Tezğahın üstünde fındık, fıstık ve o güne kadar görmediğim, incecik kesilmiş patates kızartmaları da var. Tamam yiyoruz, içiyoruz ama odayı nasıl bulacağım? Bir ara, kadının biri yanıdaki adama 'Odadan çantamı getirir misin?' dedi. Ben de fırsat bu fırsat adamı takibe başladım. Bir yerde durduk, ziller çaldı, asansör geldi. O sırada dördüncü katın düğmesine basmayı akıl ettim. Odayı buldum, içeri girdim. Offf ne oda be! Kocaman bir pencere, Dolmabahçe Stadı, deniz. Banyoya girdim, bir duvar ayna, o aynanın önünde küçük sabunlar, ufak ufak şişelerde bir takım şeyler. O güne kadar görmediğim musluklar, acaip bir duş. Odaya geçtim, koca bir yatak. Yatağın baş ucunda telefon, bir düğmeye bastım radyo çalmaya başaldı. Yatağın ütünde hoplamaya başladım. Velhasıl Hilton'u çok beğenmiştim. Yirmi sene tek tabanca idi  Hilton, rahatlık ve konfor yerine kullanılan bir sıfat haline geldi. Gazetecilerin hapis edildiği biraz daha itinalı hapishane koğuşlarına Ankara Hilton denilmeye başlandı. İtinalı giyinen, orta sınıf kızlarına 'Kız sende mi Hiltoncu oldun?' suali sorulurdu. Hilton açıldığı günden itibaren en az yirmi sene İstanbul sosyetesini en gözde mekanı oldu. Cumartesi günleri lobisinde 7.5 liraya müthiş bir çay verilirdi. Canlı müzik, küçük pastalar, sandviçler ve etrafınızda bir sürü şık ve güzel kadın. Karagöz Bar, İstanbul'un buluşma yeri. Roof lokantası en mühim davetlerin mekanı. Tuvaletleri bile cankurtaran idi. O civarda işiniz varken sıkışırsanız, sığınılacak en rahat yer Hilton'un tuvaleti idi. Kapıdan emin adımlar ile yürüyüp asansörleri geçtikten sonra sola sapıp rahat tuvalete kendinizi atardınız. Sonra Hilton'un kumarhanesi de açıldı. Orası da İstanbul'un en emin en güzel kumarhanesi oldu. Hilton'un Havuzu da bir çoğumuzun gördüğü ilk yüzme havuzu idi. Oraya yazlık üyelik oldukça tuzluya mal olurdu ama değerdi doğrusu, çünkü bikinisini kapan artist, manken, fahişe oraya damlardı. Zenginler arasında Hilton'da devamlı oda, daire tutanların sayısı hiç de az değildi. Hilton en müthiş gecesini Julio İglesias'ın konseri esnasında yaşadı. İstanbul'un bütün azgın zengin hanımları, günler öncesinden odalar tuttular ve adamacağızı odalarına atabilmek için birbirlerini parçaladılar. Hatırladığım kadarı ile hiç biri muvaffak olamadı. İşte Hilton böyle. Emekli Sandığı'nın malı olan bu bina bundan bir müddet önce iri kıyım medyaya 250 milyon dolara satılmıştı. Ama şimdi o havalinin imar planında değişiklik yaparak, iri kıyım medyanın 4-5 milyar dolar kazanmasını temin için uğraşanlar var. Bu da olursa yuh olsun!
Favori olarak ekle (7) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 117 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |