Hani bazı evlerde adına 'Misafir Odası' denilen yerler vardır. O odanın kapısı ancak ya toz almak ya da misafir ağırlmak için açılır. O odanın perdeleri misafir yok iken hiç açılmaz maazallah pencereden toz sızar diye. Yüklü paralar verilerek satın alınmış koltuklar, kanapeler hep beyaz örtüler veya naylonlar ile örtülüdürler, temiz kalsınlar diye. Bu salonlara misafir geldiğinde o güne kadar salonun kapısından bile bakmaları yasaklanmış olan evin çocukları şarkı söylemek, şiir okumak, taklit yapmak, okulda öğrendikleri yabancı dil ile cümleler kurmak velhasıl çeşitli marifetlerini göstermeleri için içeri sokulurlar ve çocuklar gösterileri ile misafirleri eğlendirirler! Misafirler var iken ailenin hiç bir problemi su yüzüne çıkmasın diye azami itina gösterilir, münasebetsiz bir laf edeceği belli olan çocuklar ve gençler hemen bir gülümseme ile susturulur. Misafirler gittikten sonra salon adamakıllı temizlenir, koltukların çarşafları örtülür ve mekan yine müze-mezar halini alır. İşte Çin'de böyle. Hava kirliliği yok dedirtmek için bütün fabrikalar tatil. Motorlu vasıtaların çoğu trafiğe çıkamıyorlar. Bu tedbirlere rağmen senelerden beri insan sağlığı hiç gözetilmeden havaya her türlü zehirin saçılmasına izin verildiği için hava hala kirli. Çinlilere gülümseme ve mesut gözükme dersleri verilmiş. Yabancı işçiler evlerine yollanmış. Fahişelerin sokaklarda dolaşmaları yasaklanmış. İşportacılar, sokak satıcıları kovalanmış. Çin mutfağında önemli bir yeri olan kedi, köpek eti satılması yasaklanmış. Her taraf çiçek içinde. Taksi şöförleri sarı kravat takıp sarı gömlek giymeye mecbur tutulmuşlar. Aksi takdirde 30 dolar ceza ödeyeceklermiş. Çin senelerden beri istila ettiği Tibet, Sincan gibi bölgelerde yaşayan çoğu müslüman Moğol, Uygur, Tibetli nüfusa eziyet ettiği için, bu insanların olimpiyatları fırsat bilip gösterilerde bulunmalarından çok korkuyor. Çünkü memleketlerinde bir sürü yabancı basın mensubu olduğu için protesto edenleri hemen öldüremeyeceklerini biliyorlar. Emniyet tedbiri olarak umumi tuvaletlerin kapıları sökülmüş, bomba konulabilir diye bütün çöp tenekeleri kaldırılmış, insanların bir çok yere yaklaşmalatı bile yasak. Bırakın silah taşıyabilmeyi, çakmak taşımak bile yasaklanmış. İşte bütün bunlar ve açılış merasiminde yer alan binlerce sevimli çocuk, belli ki çok sıkı bir eğitimden geçmişler, bana misafir odalarını hatırlattı. Olimpiyatlar bitecek, misafirler memleketlerine dönecekler ve Pekin yine kirli havasına bürünecek, insanlara ezberletilmiş olan tebessüm suratlardan kaybolacak. İnşallah biz hiç bir zaman Olimpiyat tertip edemeyiz.
Petrol hakikaten pahalı mı? Benim çocukluğumda, benzinin litre fiatının 28 kuruş olduğunu hatırlarım. Mutlaka benden biraz daha yaşlı olanlar 10-15 kuruşluk benzini bile hatırlayabilirler. Hem de kuruş, yeni kuruş değil. Yani bugünkü kuruşun milyonda biri. Bir hesap yapalım, bugün benzinin litresi 3 lira ise bu 300 yeni kuruş eder ve bu da 300 milyon eski kuruş demektir. Demek ki benim çocukluğumdan bu yana, yani 60 senede, benzinin fiatı 10 milyon misli artmış. Buna ağlamanın lüzumu yok, bildiğiniz gibi “Bilmem ne olmuş, bilmem nenin davası olmaz” diye hoş bir tabirimiz vardır. Bu yazının asıl konusu başka. Tamam petrol çok pahallı, 30 sene içinde bir varil petrolün fiatı 2.80 dolardan 150 dolara kadar çıktı. Peki petrol pahallı da acaba diğer maddeler nasıl. Bir mukayese yapabilmeniz için aşağıda sizlere bazı maddelerin, dolar cinsinde, varil fiatlarını bildiriyorum. Geçen hafta itibarı ile ABD'de: Petrol 115 Koka Kola 126 Süt 164 İçinde %5 meyve suyu olan gazozlar 238 Perrier soda 300 Portokal suyu 308 Budweiser bira 447 Ağız ve diş temizleme suyu 682 Starbucks sütlü kahve 954 Dondurma 1,609 Şarap 2,117 Zeytinyağı 2,370 Jack Daniel's Old No.7 viskisi 4,238 Tabasco acı biber sosu 6,156 Göz damlası 39, 729 Burun damlası 902,304 Chanel No. 5 parfüm 1,666,560 Nasıl? Şimdi petrol fiatına razı oldunuz değil mi?
Belli! Kayserili'nin biri mal almak için İstanbul'a gelmiş. Girdiği bir dükkanın hem yerini hem de içini çok beğendiği için 'Ülen burada ne güzel ticaret yapılır' diye düşünürken dalıp gitmiş. Dükkan sahibi aksi bir adam imiş, oldukça yüksek bir sesle Kayserili'ye sormuş 'Ne bakıyorsun!' Kayserili 'Heç' demiş 'Burada ne satılıyor diye baktım' Dükkan sahibi, bu defa bağırarak, 'Eşek başı satılır' demiş. Kayserili 'İşler çok iyi her halde, baksana sadece bir eşşek başı kalmış' demiş.
O sarmısak sevmez ki! Hamdullah kötü bir hastalığa yakalanmış, belli ki ölecek. Karısı Ayşe'ye sorar: 'Ayşe, ben ölünce yeniden evlenecek misin? Sakın yalnız kalma!' Ayşe biraz düşünüp 'Evet' cevabını verir. Bunun üzerine Hamdullah, 'Onu da benim kadar sevecek misin?' diye sorar Ayşe (ağlayarak) 'Evet' der. 'Onu da yatağına alacak mısın?' 'Evet.' 'Ona da güzel yemekler yapacak mısın?' 'Evet Hamdullah'ım' 'Ona sarmısaklı yoğurtlu mantı da yapacak mısın?' 'O sarmısak sevmez, sade yoğurtlu yaparım!'
12 Ağustos 2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (7) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 91 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |