|
Değermi İstanbul'da Yaşamaya? |
|
|
|
|
Pazar, 03 Şubat 2008 |
Her sene en az iki defa ve en fazla da beş defa güneş tutuluyor. Ay tutulması ise bundan biraz daha az. O en az iki defa en fazla da üç defa oluyor. Diğer taraftan dünyada her sene şiddeti 4 veya daha büyük olan 7000 deprem meydana geliyor. Bunların 150 tanesi 6 veya daha şiddetli. 3-4 şiddet arası deprem sayısı ise senede 50,000 civarında. Bizim hissetmediğimiz 1-3 arası küçük sallantıların sayısı yaklaşık dört milyon civarında. Yani diyeceğim 'Ay veya güneş tutulması depremleri tetikler mi?' suali 'Tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan çıkar?' suali gibi bir şey. Bu arada şahsen bunlara inanmamakla beraber, Pakistan'daki depremden önce bir kaç Hintli astronomun 'Bu tutulma şiddetli depremler meydana getirecek' diyerek depremden 3-5 gün önce kehanette bulunduklarını da belirtmek isterim. Hele içlerinden bir tanesi, İzmir depremlerinden dört gün önce 'Şimdi bir de ay tutulacak. Güneşin üstüne ayın da tutulması deprem kuşlağını Hindistan'dan, İran ve Türkiye üzerine uzatmıştır' diye de bir laf etmişti. Daha milyonlarca sene güneş de tutulacak ay da. Ay dünya sularında med ve cezir yaratacak. Dünya hep depremler ile beşik gibi sallanacak. Ay, güneş ve dünya şimdilik, müthiş bir boşluk içinde, korkunç bir sürat ile kendi ve birbirlerinin etrafında dönüp duruyorlar. Sonra da zamanı gelince zaten hepsi yok olacak. Onun için kafanızı, kontrol edemeyeceğiniz hükmedemeyeceğiniz hadiselere takmayın. Ama tedbirli olun. Nasıl mı? İstanbul'un tarihi boyunca her depremde mutlaka yıkılmış yerlerinde oturmayın. Dere ağızlarına, dere yataklarına, çamur, çöp dağı, moloz üzerine yapılmış evlerde yaşamayın. Sahtekarların yaptığı inşaatlara itibar etmeyin. Her kamyon geçişinde sallanan dandik yerlerde barınmayın. Çocuklarınızın okullarına gidip bir bakın. Eğer sağlam yerler değilse kıyameti koparın. Gazetelere bildirin. Bakın bir iki sene önce Pakistan'da yaşanan depremde okullar yıkılınca, belli bir yaş grubu ortadan kalktı. Yani bir nesil yok oldu. Çalıştığınız yerlerin de sağlamlığını kontrol edin. Derme çatma iş yerlerinde çalışmayı reddedin. Patronu şikayet edin. 'Kardeş, bizim paramız yok ki! Bu rezil İstanbul'da ancak böyle dandik yerlerde, kaçak yapılarda barınabiliyoruz!' Diyorsanız da şapkanızı önünüze koyup bir düşünün. Günün birinde yıkılacağı belli olan bir yerde oturmak, canınızdan çok sevdiğiniz çocuklarınızı, devamlı olarak muhtemel bir erken ve acılı ölüm tehlikesi ile yaşatmaya hakkınız var mı? Bu şehire geldiğiniz günden beri hiç güzel bir gün yaşadınız mı? Bir gün bile şöyle içten bir 'Ohhh' çekebildiniz mi? Köye, kasabaya nazaran üç kuruş fazla para kazanmaya çalışmak, bu eziyete, bu sefalete değer mi? Ramazan'dan Ramazana, iftar çadırı kurulacak, sadaka gibi yiyecek paketleri atılacak diye beklemeye değer mi? Toparlan dön köyüne. Orada her gün hakarete uğramadan yaşarsın. Ben daha köyde yaşayıp da açlıktan ölen, evini ısıtamadığı için soğuktan donan bir Türk vatandaşı duymadım. Ama aksini İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da çok gördüm. Büyük şehirlerde hayat vahşidir, hele paranız yoksa bu hayat çabası çok vahşi bir hal alır. Kimsenin kimseye bir hayrı dokunmaz. Halbuki köy yerinde durum değişiktir. Hiçbir cenaze yerde kalmaz. Evlerinde insanlar yalnız başlarına ölmezler, orada cesetleri kediler, köpekler yemez. İnanın değmez burada yaşamaya.
Benim, güzel Kanaryam!
 Aylardan hatta senelerden beri elim Fenerbahçe futbol takımı hakkında yazı yazmaya gitmiyordu. Ama takımın son günlerdeki performansı tekrardan Fenerbahçe'ye dair yazı yazmaya teşvik etti. Efendim çoğu okuyucumun bildiği gibi ben en az altmış senelik bir Fenerbahçeliyim. Hatta bazı yakınlarımın dediğine göre 'Yaşıma, başıma yakışmayacak kadar fanatik' Fenerbahçeliyim. Artık Kanarya mesut, Kanarya şen. Çünkü Kanarya hem güzel oynamaya başladı hem de artık gol atabiliyor. Neydi o senelerden beri süren kabus? Fenerin 1-0 veya 2-1 kazandığı maçlarda bile kendimizden geçiyorduk. Eskiden böyle değildi. Fenerbahçe, mesela Vefa'yı, Kasımpaşa'yı, Beykoz'u iki, üç farkla yendiğinde bile, netice bizi kesmezdi. Fenerbahçe iyi oynamaya başladı, belli ki daha da iyi oynayacak. Artık eski şarkıyı şöyle değiştirebiliriz; Seyretmeye kıyamam, benim güzel Kanaryam!
31 Ocak 2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (8) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 44 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |