|
Alucra Email |
| Ücretsiz E-Posta (ve msn) Hesabı Açın 5GB |
|
|
Z. Defteri Son Kayıt |
Burçin DİNÇ selamlar epeydir yazamıyorum ama sürekli takipteyim siteyi. zaten tulay hanım hergün bilgilendirme gönderiyor. emeğine teşekkürler. |
|
Site istatistik |
| Grup |
Toplam |
 | kayıtlı |
3 |
 | misafir |
7 |
| Sitedekiler |
| gmzcyln, tamer, LöKün |
| istatistikler |
| Son Üye |
gmzcyln |
| Bugün |
3 |
| Bu Hafta |
11 |
| Bu Ay |
56 |
|
|
|
Düşünün ve sonra bir daha düşünün |
|
|
|
|
Çarşamba, 21 Mayıs 2008 |
Geçenlerde okuduğum İngilizce bir yazıda şu aşağıdaki satırlar vardı; Zengin ve fakir memleketler arasındaki farklara sebep olan, o memleketlerin yaşları, tarihlerinin köklü olması değildir. Hindistan ve Mısır en az 2000'er senelik geçmişe sahip birer memleket ama bunlar fakir ve geri kalmış memleketler. Buna mukabil Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya ancak 150 senelik bir tarihe sahip yerler, bundan 150 sene önce o topraklar boştu, oralarda pek az yerli dışında kimse yaşamıyordu ama şimdi Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya gelişmiş, zengin birer memleket. Zengin ve fakir farklılığına sebep tabii kaynaklar da değil. Japonya çok az toprağa sahip, arazisinin % 80'i ne ziraat ne de hayvancılık için elverişli olmayan dağlık bir memleket. Ama dünya ekonomisinde ikinci sırada. Japonya yüzen muazzam bir fabrikaya benziyor. Dünyanın her yerinden ham madde ithal ediyor ve endüstri malları ihraç ediyor. Başka bir misal de İsviçre. Kakao yetişmez ama dünyanın en meşhur ve iyi çikolatasını yapar. Sınırlı arazisinde hayvancılık ve tarım yapar. Dünyanın en iyi süt mamüllerini imal edip her yere satar. Bütün dünyaya emniyet, düzenlilik ve çalışkanlık emsalidir. Dünyanın kasası olarak kabul edilmiştir. Zengin memleketlerin idarecileri, iş adamları, fakir memleketlerdeki meslekdaşları ile temas kurdukları zaman, iki ayrı grup memleketin idarecileri ve iş adamları arasında bariz bir entelektüel fark olmadığı da ortaya çıkar. Irk ve deri renginin de bu farklılıkta mühim bir rol oynamadığı belli. Kendi memleketlerinde tembel olarak vasıflandırılan insanlar, zengin Avrupa memleketlerinin vasıflı iş gücünü meydan getiriyorlar. Peki o zaman fark nerede? Fark, insanların seneler boyunca aldıkları tahsil ve kültürün meydana getirdiği davranışlarından geliyor. Zengin ve gelişmiş memleketlerin ahalisinin davranış tarzlarına baktığımız zaman büyük çoğunluğun ömürleri boyunca şu prensiplere uyduklarını görüyoruz; 1. Ahlaklı olmak 2. Doğru ve dürüst olmak 3. Mesuliyet hissi taşımak 4. Kanun ve kaidelere uymak 5. Diğer vatandaşların haklarına saygılı olmak 6. Çalışmayı sevmek 7. Tasarruf ve yatırım için uğraşmak 8. Azimli olmak 9. Dakik olmak Fakir memleketlerde ise insanların az bir bölümü, günlük hayatlarında bu prensiplere uyarlar. Fakirliğimizin sebebi tabiat veya onun bize bahşettiği imkanların azlığı veya çokluğunda değildir. Fakirliğimizin ve geri kalmışlığımızın sebebi, zengin ve gelişmiş memleketlerin uydukları prensiplere uymamak istememiz ve böyle bir davranışa sahip olmamamızdır. Yazı bu. Benim hoşuma gitti. Hepimizi bildiği şeyler güzel özetlenmiş. Kafamızın içini değiştirmemiz şart. Fırsatçılık, avanta, insan istismarından, kanun ve kaide tanımamazlıktan, 'bana ne'cilikten ve tembellikten vaz geçmemiz lazım. Aksi takdirde değil 2008 senesinde, 2888'te dahi bugünkü dertlerimizin hepsi, belki de artarak, devam eder.
Sigaramın dumanı! Bir marifet değil ama 15 yaşımdan beri sigara içiyorum, yani 1956'dan beri. Ben sigaraya başladığımda belki bir kısmınızın anası, babası bile henüz doğmamıştı. Bugün 19 Mayıs 2008, yani kapalı yerlerde sigara içmenin yasaklanmasının ilk günü. Saat 11:25. Gazetede, odamda oturmuş yazı yazıyorum. Birazdan bahçeye çıkıp sigara içeceğim. Aklım hep onda. Aslında bu yasak iyi oldu. Ben şu ana kadar en az iki sigara eksik içtim. Akşama kadar bunun 8-10 sigara eksiğe kadar gideceğini zannediyorum. Ama bir tehlike var. Vücut, alıştığından az nikotin almış olacağından, fırsat buldu mu arayı kapatır. Bu uzun uçak yolculuklarından sonra belli olur. Amerika'ya, Avustralya'ya 10-15 saat uçmuşsunuz, meydana indiniz orada da içmek yasak. Kendinizi açık havaya atar iki, üç sigara üst üste içersiniz. Bu gün de her halde akşam evde böyle olacak. Şimdi sigara içmek için aşağı iniyorum. Yazıya döndüğümde devam edeceğim. Gittim, içtim, döndüm... Bu iş yaklaşık 20 dakika sürdü. Çünkü ben yavaş yürürüm ve inerken de asansöre binmem. Seneler önce kendi kendime söz vermiştim 'Ben, inen asansörde ölmeyeceğim!' diye, bunun tedbirini almakta devam. Benim sigarayı neden bırakamayacağıma dair küçük bir bilgi. Efendim ben epey bir zamandır ince, uzun filtreli sözde hafif bir sigara içiyorum. Ama daha fazla nikotin gelsin diye o filtreyi ortadan kesip kısaltıyorum. Durumu anlayın siz. Kusura bakmayın ama ben yine aşağıya inmeye mecburum. Haydi eyvallah!
Akıllı sinekler! Jandarma şehirlerarası yolda traktörü ile gübre taşıyan bir köylüyü durdurup 'Bu traktör ile bu yolda gidemezsin, ceza yazacağım' demiş. Köylü ''Peki, ne yapalım, kısmet' demiş. O sırada yüzlerce sinek gübrelerin üzerinde uçuşuyormuş. Jandarma 'Bu sinekler ne kadar rahatsız edici' demiş. Köylü 'Dönen sinekler öyledir' demiş. Jandarma 'Dönen sinek de ne demek?' diye sormuş. Köylü 'Beygirlerin götü etrafında dolaşan sineklere biz böyle deriz' demiş. Jandarma 'Şimdi bunlar benim etrafımda dönüyorlar. Bana at kıçı mı diyorsun!' diye çıkışmış. Köylü 'Ben öyle bir şey demiyorum ama dönen sinekler hep beygir götüne giderler' diye cevap vermiş.
20.05.2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (3) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 107 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |
|
|