|
Fenerbahçe, Galatasaray'ı 2-0 yendikten sonra şımarmaya başladı. Bu kafa ile gidersek korkarım Çarşamba günü, Rus takımı karşısında hüsrana uğrayabiliriz. Tabi kaç kaç olursa olsun Galatasaray'ı yenmek çok güzel bir şey ama bu neticenin alınmasında Fenerbahçe'nin iyi oyunundan ziyade, Galatasaray'ın yanlış takım kurup bunun neticesinde sahada dökülmesi asıl sebeptir. Aslında Fenerbahçe bu maçı 4, 6 hatta 8 fark ile kazanabilirdi. Ama olmadı. Puan cetveline bir bakarsak Fenerbahçe'nin hiç de öyle bayram yapacak bir durumu olmadığını görürüz. İki kere yenilmiş, dört kere berabere kalmış. Evet Beşiktaş ve Galatasaray'ı yenmiş ama altı takıma da on puan kaptırmış. 15 maçta 14 gol yemiş. Nerede ise maç başına bir gol yemiş ve maç başına da ancak 1.66 gol atabilmiş. Roberta Carlos'u seyretmek büyük zevk ama Alex'in olmadığı günler de Fenerbahçe'nin hali duman. Bu sezon başlarken Tercüman Gazetesinde şöyle yazmışım; '29 Temmuz 2006 tarihinde bu köşede yazdığım yazının başlığı 'İyi bir Nobre lazım' idi. Bu yazı şöyle bitiyordu 'Fenerbahçe'ye esaslı bir santrfor şart. Mümkün ise Nobre'den daha da iyi bir santrfor. Bence takımın en büyük, belki de tek eksiği, bu.' Bu cümleler hala geçerli. Roberto Carlos geldi, Colin Kazım geldi, Vederson geldi, o geldi bu geldi ama hala gol atacak biri yok. Deivid, Can Arat, Uğur Boral ve takımın çoğunluğu geçen seneden çok daha iyi gözüküyorlar ama hala gol atacak biri yok. Bin kere söylendi, adam kendi de diyor, Kezman ileride tek başına oynayabilecek bir forvet değil. O'na kule gibi bir adamın top indirmesi lazım ki kendini gösterebilsin. Bu durumda hem Kezman harcanıyor, hem de takım gol atması geciktikçe taraftar fıtık oluyor. Uzun lafın kısası Fenerbahçe, sırtı dönük oynayabilecek, uzun boylu, sağlam ve en mühimi Roberto Carlos'un nefis paslarını değerlendirebilecek bir santrfora muhtaç. Aksi takdirde Avrupa macerası yine hüsran ile bitebilir. Federasyon, Fenerbahçe'ye köstek olmak için yabancı sayısında pek bir şey yapmadığına göre yeni bir yabancı alınması için kimin gönderileceği mühim bir sual. Ben olsam 'Kararsız Kasım' rolünde bir türlü vaz geçemeyen Appiah'ı postalarım. Ama geç kalındı. Bir ara iyi para veriyorlardı. Şimdi kim kaç para verir bilemem. O asık suratlı, nemrut Daum'dan sonra, gülümsyeyn ve müsbet enerji saçan Zico iyi ama kardeşim adam müdahalede geç kalıyor gibi geliyor bana. Sahada bazı futbolcular dökülürken rahatlıkla kulübede, Zico'nun yanında daha iyi oynaması muhtemel futbolcular oturuyor. Çoğu hoca ilk devrenin ortalarında oyuncu değiştirken, Zico en az bir saat bekliyor.' Ne komik değil mi? Bu yazıyı yazdığım 10 Ağustos 2007 hatta yazıda atıfta bulunduğum 29 Temmuz 2006'dan beri pek bir şey değişmemiş. Daha da komiği, hayırlısı ile Çarşamba gecesi CSKA Moskova'yı yenip, gruptan çıkabilirsek, yine aynı yazıları yazabilirim. Demek ki Nobre'nin gitmesinden beri değişen pek bir şey yok. Fenerbahçe Başkanından 5 yaşındaki taraftarına kadar bir zafer sarhoşluğu yaşıyor. Bu ister istemez futbolculara da sirayet etmiş. İnşallah yarın gece bir soğuk duş yemeyiz.
Haham ne giyersen giy demiş! Musevi vatandaşlarımızdan Moiz'e, vergi dairesinden bir mektup geldiği zaman kendisini bir korku almış. Gelen mektupta 'Lütfen defterlerinizi yanınıza alıp Salı sabahı daireye gelin' diyormuş. Moiz bütün hafta sonunu düşünerek geçirmiş. Pazartesi sabahı da Salamon'a gidip 'Salamon kuzum, beni vergi dairesinden çağırıyorlar, acaba oraya giderken ne giysem? Ben diyorum ki temiz pak giyineyim. Lacivertleri çekeyim. Onlara karşı hürmetkar olduğumu anlasınlar.' Salamon hemen itiraz etmiş 'Sen deli misin be? O kıyafette gidersen senin zengin olduğunu anlarlar. Onun için sen eski bir pantolon, ceket giy öyle git de sana acısınlar.' Moiz ikna olmamış ve bu defa da Mişon'a gitmiş. 'Mişon be kuzum' demiş 'Benim bir derdim var. Salı sabahı yanımda defterlerim olduğu halde vergi dairesine gideceğim. Ne giyeceğime bir türlü karar veremedim. Salamon'a sordum, o 'Sakın iyi giyinme, zenginsin diye canına okurlar' diyor. Acaba bir kot pantolon giyip mi gitsem?' Bu defa Mişon itiraz etmiş 'Hiç olur mu be Moiz? Vergi dairesine o kıyafette gidilinir mi? Sen en koyu renk elbiseni giy, en şık kravatını tak ve öyle git.' Kafası iyice karışan Moiz kalkmış Haham'a gitmiş. Haham'ın yanında bir hanım olduğu için Moiz'e beklemesini işaret etmiş. Kadın gidince de Moiz'i yanına çağırıp sormuş 'Gel bakalım Moiz. Ne derdin var? Sen buralara pek uğramazsın da...' Moiz 'Haham efendi' demiş 'Salı sabahı vergi dairesine gitmem lazım ama nasıl giyinip gitmemin daha uygun olacağına bir türlü karar veremedim. Salamon 'Spor giyin' diyor, Mişon ise 'Şık giyin' diyor. Ben nasıl giyinsem acaba?' Haham hafifçe gülümsedikten sonra 'Moiz' demiş 'Senin durumun bana demin buradan ayrılan dul bayan Ester'in problemini hatırlatttı. Kendisi Salı gecesi evlenecekmiş. Bana sordu 'Haham Efendi' dedi, 'Yaşım 50, ben düğün gecesi kısa mı giyinsem yoksa şöyle uzun bir şey mi giysem?' Ben kendisine aynen şu cevabı verdim 'Kızım Ester, sen Salı gecesi evleniyorsun. Ne giyersen giy, gece yatağa girince netice aynı olacaktır. Onun için Moiz, sen de vergi dairesine istediğin kıyafette gidebilirsin!' 
11 Aralık 2007
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (6) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 45 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |