Adam çıkmış televizyon bangır bangır bağırıyor; 'Yılların deneyimi, Murtaza hoca yarın bilmem ne programında' Türkiye'nin normal ve güzel zamanlarında böyle abuk cümleler ve uyduruk kelimeler yoktu. Tecrübe diye bir kelime vardı ve tecrübeli diye de bir sıfat. Sonra ilim alanlarında yapılan tecrübelere İngilizce 'test' kelimesinin kullanılmasına mani olmak için, denemek fiilinden 'deney' diye bir isim yaptılar. Ona pek itirazım yok, çünkü 'Kimya laboratuvarında bir tecrübe yaptım' kulağa hoş gelmiyordu. Eh bir test yaptım demek de kötü ve üstelik lüzumsuz yere İngilizce kullanıyorsunuz. İngilizce kelimelerin yerli yersiz kullanılmasından hiç hoşlanmam. Onun için 'Deney kelimesi yerine oturdu' dedik ve kabullendik. Sonra da bazı aklı evveller 'Ne demek tecrübe, biz buna deney demedik mi?' diye fıttırıp, tecrübeyi lisanımızdan atıp yerine 'deney'i koydular. Eh tecrübe gidince, tecrübeli kalır mı? Tabii o da 'deneyimli' oldu. Bu arada sene kelimesi kulağa yıldan daha hoş geldiği için iptal edildi. Dikkat edin şu cennet vatanımızda, yeni gelen her kelime kakafoniktir. Aygıt, tutaç falan gibi. Sonra da herkesin 'Hocam' olduğu şu cennet vatanımızda bütün hocalar da deneyimli oldular. Tabii yılların deneyimi de oldular. Yani senelerin tecrübesi, yılların deneyimi oldu. Tabii yersen! Bir de 'sonlandırma, sonlanma!' çıktı! Bitti, bitirdi, nihayete erdi yerine kullanıyorlar. Peki o zaman neden 'İlklendirme, ilklenme' yok. Söyleyeyim, çünkü başlama yerine start aldı diyorlar da ondan. Her şey 'start' alıyor. Televizyonda ' Toplantı haftaya start alacak' diyen insanların suratlarında komik birer ifade, sanki 'start aldı' demek bir nevi diploma işareti. Hücum yerine 'ofans' müdafaa yerine 'defans' demeye bayılıyoruz. İşin acıklı tarafı bu kelimelere özenenlerin doğru dürüst bir tek cümle dahi kuramamaları. Haakem ve 'Ulusal Milli Takım' diyorlar. Ve futbolun çok sevildiği Türkiye'de, gençler bu adamları dinleyerek Türkçe(!) öğreniyorlar. Ve tabi kılavuzu karga olanların da burunları hiç bir zaman temiz kalamıyor!
Boş mu? Dolu mu? İyimser (optimist, nikbin) karamsar (pessimist, bedbin) iki zıt kelime. İyimser insan, her hadisenin iyi tarafını görmeye, devamlı ümit içinde yaşamaya meyyaldir, annem ve karım gibi. Kötümser ise hep kötüyü düşünür ve benim gibi, azap içinde yaşar. Bu huyumu sevmem ama elden gelen bir şey yok. Çok düşündüm ve sonunda bu huyun ileride hayal kırıklığına uğramamak için bir nevi nefs-i müdafası olduğuna karar verdim. Bu pis huy, cep telefonundan sonra insana daha da eziyet eder hale geldi. Sanki her çalan telefon bir felaket habercisi. Tabi böyle hissetmemde geride bıraktığım 67 senenin de payı var. Her insana olduğu gibi, bu zaman içinde benim de başıma tatsız şeyler geldi, ben de acılar çektim. Üç dört ihtilal'e, bir kaç muhtıraya şahit oldum. Bunlardan sonuncusu hariç hepsi benim tuttuğum insanlara karşı yapıldı. Menderes, Demirel, Çiller falan, filan. Son 15 senedir, her ay başı 'Acaba bu ay maaş alabilecem mi?' endişesini taşıdım. Gün geldi, anayasa uçtu, bizim maaş %60 eridi. Hala da altı sene önceki yerine gelemedi. Eh sonra serde bir de altmış senelik Fenerbahçelilik var. Sadece bu bedbinlik için yeter de artar bile. Optimizm, pesimizm üzerine fıkralar vardır. Bunlardan en meşhuru, içinde bir miktar su bulunan bardak hakkındaki görüşlere dair olanıdır. Optimist 'Oh ne güzel bardağın yarısı dolu' der, pesimist ise 'Ulan şu bardağa bak, yarısı boş' buyurur. Biri iyimser diğeri kötümser olan iki çocuk ile bir tecrübe yapıldığı iddia olunur. Kötümser çocuğu içi oyuncak dolu bir odaya, iyimser olanını ise içinde bir kürek ve bol miktarda at pisliği olan bir odaya koymuşlar. Kötümser çocuk 'Nasıl olsa, bu oyuncakların ya hepsi bozuktur ya da kısa bir zaman sonra bozulacaktır, öyle olmasa beni buraya sokmazlardı' diyerek çekilmiş bir köşeye ve suratını asmış. İyimser olanı ise elinde küreği 'Bu kadar bol at pisliği olan yerde mutlaka bir at vardır' diyerek pislik içinde at arıyormuş' Bir Türkiye ait bir fıkra var. Kötümser bir CHP'li 'İşler o kadar kötü ki, daha kötüleşemez' derken bir AKP'li iyimser 'Yooo!' diye itiraz etmiş 'Bal gibi de kötüleşebilir işte!'
Giyer o sevinir! İki zengin adam, bir otelin barında oturmuş sohbet ediyorlarmış. Biri 'Birader' demiş 'Yine bu cenabet sevgililer günü geliyor. Bizim hanıma ne alsam acaba?' Öbürü 'Bende de aynı problem var. Bunlara ne alsan memnun olmazlar. Almadığım ne katı kaldı ne de yatı ama hala somurtur durur.' Der. Diğer zengin de 'Doğru be birader, kürkün her çeşidi var. Elmas dersen Kaşıkçı elması hariç hepsi var ama gel gelelim bizimki sel felaketine uğramış Bangladeşli gibi somurtur durur.' Demiş. O sırada yanlarına sigara tablalarını değiştirmek için bir komi gelmiş. Adamlardan biri komiye sormuş 'Senin sevgilin var mı arslanım?' Komi biraz mahcup 'Evet efendim var' cevabını vermiş 'Peki bir kaç gün sonra sevgililer günü, ona ne almayı düşünüyorsun?' Komi yine mahcup 'Bir don alacağım efendim' demiş Adam 'Don mu?' diye hayret edince Komi anlatmış 'Evet efendim, don alacağım. Giyer o sevinir, çıkartır ben sevinirim!'
Tam yerini seçmiş! 
15 Şubat 2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (11) | Görüntüleme sayısı: 64 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |