|
Benim sağlam bir kaplıca kültürüm veya tecrübem yoktur. Bir kaç sene önce Afyon'da bir kaplıcaya girmiştim ama çok sıcak gelince de kendimi dışarı zor atmıştım.
 Bir defasında da Çek Cumhuriyeti daha Çekoslavakya iken, Karlovy Vary adlı harika bir kaplıca şehrine gitmiş ama ne kaplıcaya girmiş ne de milletin bardak bardak içtiği sulardan içmiştim. O seyahatten aklımda kalan almanca adı Karlsbad olan Karlovy Vary şehrinin güzelliği, Atatürk'ün bir müddet orada kalmış olduğu ve o kaplıcanın nasıl keşfedildiği idi. Bu keşif hikayesi güzeldir, müsadeniz ile anlatayım. Mukaddes Roma İmparatoru Karl 4. 1307 senesinde o havalide ava çıkmış. Birden Karl'ın çok sevdiği av köpeği bir çukura düşmüş ve yarı haşlanmış bir şekilde can havli ile çukurdan dışarı çıkmış. Karl buna çok üzülmüş ve köpeğe iyi bakılmasını istemiş. Doktorlar yanık tedavisine başlamışlar ve kısa zamanda köpek iyileşmiş. Ama bu arada görülmüş ki köpekte kaç zamandan beri var olan yaraların hepsi iyileşmiş. Bunu gören Karl yaralı ayağını o çukura sokmuş. Çok sıcak olan sudan ayağı yanmış ama yarası da iyileşmiş. Bunun üzerine Karl o bölgeye bir av köşkü yaptırarak Karlovy Vary'nin temelini atmış. Neyse, gelelim benim kaplıca durumuma. Geçen hafta Bursa'ya gitmiştim. Çelik Palas Oteli'nde kaldım. Yanımda Mustafa Dolu ve Ali Tezel de vardı. Mustafa ile Ali'nin ısrarı üzerine havuza girdim. Çelik Palas'ın havuzu, Afyon'daki gibi haşlayıcı değildi. Yarım saat kadar kaldım. Ve çıktığımda hayretler içinde tesbit ettim ki, dizime otuz seneden beri musallat olan ağrı nerede ise geçmiş. En azından çok hafiflemiş. 10 gün önce, yarım saat kaldığım suyun tesiri hala devam ediyor. Dizim eskisinden çok iyi.
 Demek ki bu kaplıca denen nesne faydalı bir şey. Kaplıca faydalı da o şahane yemekleri ile Bursa zararlı bir şehir. Botanik bahçedeki İskender'e gittik. Her zamanki gibi şahane. Eğer siz İstanbul'da ve diğer bir çok şehirde kebap, hele İskender Kebap yediğinizi zannediyorsanız, oldukça yanılıyorsunuz. Bu defa tatlı bir sürpriz ile karşılaştım. Yavuz Bey salonu büyütmüş, bir tarafında rakı da içiliyor. Bir de Mudanya'daki balık lokantaları arasında KOÇ adlı olanı var. Değme Boğaz balıkçısı ona yaklaşamaz bile. Nefis bir levrek buğulama yedik. Balık kuzu kadar vardı! Çiroz yedim, kaç senedir doğru dürüst çiroz yiyemiyordu. Çıtır çıtır karides, güzel deniz börülcesi falan yedik. İstanbul'dan 1 saat 15 dakikada Mudanya'ya gidiliyormuş. Değer doğrusu.
Keşke sorsalar! Öyle bir sistem olsaydı ki insanlar daha doğmadan önce, onlara dünyaya gelip gelmemek istedikleri sorulsaydı. 'Bak arkadaş sen canlanıp dünya denilen bir yere gideceksin. Sana dünyanın Türkiye denilen bölgesini uygun gördük. Burada anan, baban olacak. Zaman içinde kardeşlerin, arkadaşların, sevgililerin, karın-kocan, çocukların olacak. Aile, hısım, akraba, dost, ahbap derken bir kaç yüz kişiyi çok yakından tanıyacaksın. Bunların büyük bir kısmını seveceksin ancak zaman içinde bu sevdiklerin yok olacaklar, o zaman da çok ama çok üzüleceksin, çünkü onları özleyeceksin. Zaten sen de belli bir zaman sonra yok olacaksın. Yok olana kadar ilk önce kendini yetiştireceksin. Bu sırada çok eziyet çekecek ve çok zor günler geçireceksin. Sonunda adam olunca bir ailen olacak bu defa onları yaşatmak için uğraşacaksın. Çocuklarını yetiştirecek, onların ileride rahat etmeleri için uğraşacaksın. Hastalandıkları zaman üzüleceksin. İstediklerini alamadığında da üzüleceksin. Karın olacak, onun mesuliyetini de sırtında taşıyacaksın. Onu rahat ettirmek, onu sağlıklı yaşatamak için çabalayacaksın. Kocan olursa da o senden önce hastalanacak ve ölecek. Yanlız kalacaksın. Bütün bunlar olup biterken sen kaderine pek hükmedemeyeceksin. Devlet, hükümet, çalıştığın yerde idare diye bir takım makamlar olacak. Seni sözde idare eden bu makamlarda çoğu zaman sadece kendi menfaatlerini düşünen, umumiyetle haksızlık eden insanlar olacak. Sen, bu eziyetten kurtulmak için o makamlara çıkmaya çalışsan bu defa ayağını kaydırmak için uğraşan, sana çamur atan bir sürü insan ile karşılaşacaksın. Hiç bir gece yatağa huzur içinde giremeyeceksin. Uzun lafın kısası, aşağı yukarı hayatının büyük bir bölümünde üzüleceksin. Bu şartlar altında doğmak, insan olmak ve Türkiye denilen memlekette yaşamk istiyor musun?' Bence doğmadan önce, insanlara bu suali sorsalardı iyi olurdu.
 Memleketimizin dördüncü cep telefoncusu! 27 Kasım 2007
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (13) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 69 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |