|
İstanbul'a her kar yağma ihtimalinde 'Uzay Yolu' kontrol merkezini andıran televizyon ekranlarının önüne çıkıp konuşan İstanbul yetkililerini seyretmek pek hoşuma gidiyor. Hele yol kenarlarına park etmiş ve üzerinde 'İstanbul Belediyesi Kış Çalışmaları' gibi laflar yazan bazı motorlu araçları gördükçe kahkahalar atıyorum. Bir çoğu lazım ama, yahu vinç bu! Nasıl kar temizler? Bir yerde kompresöre benzer bir nesne gördüm gibi geldi her halde hayal görmüştüm. Kar ihtimali belirdiğinde hemen 3-4 bin işçi ve binden fazla vasıta harekete geçiriliyormuş. Bunları gördükçe aklıma hep elli, altmış sene öncenin, gariban kışları geliyor. Efendim, o tarihlerde İstanbul'un hem nüfusu hem de o insanların yaşadığı saha ve binalar her halde bugünkünün 15-20'de biri idi. Motorlu vasıtalar ise her halde 100'de biri filandı. Mevsim hiç değişmemiş bile olsa bütün bu sebeplerden dolayı şehrin ısısı en az üç beş derece daha az olurdu. Düşünün nerede o zamanlardaki bir milyon insanın ve onların evlerinin, iş yerlerinin, fabrikalarının meydana getirdiği sıcaklak, nerede bugünkü 15-20 milyon insanın ve onların doğal gazlı, klimalı evleri, iş yerleri, binlerce fabrikasının atmosfere yaydığı sıcaklık. Nerede o zamanın bir kaç bin motorlu vasıtasından çıkan hararet ne rede bu bünkü iki milyon canavarın ısıtması. Kar dediğin nesne bir derece fark ile ya yağar ya da yağmur olarak düşer. O günkü ortalama hava ısısı bugünkünden 3-4 derece daha düşük olduğu için, kışın karlı geçen günlerin sayısı da üç, dört misli daha fazla idi. Her kış en az üç, beş defa mektepler kar yüzünden tatil edilirlerdi ve tabi bizler de bayram ilan ederdik. O zamanın belediyesinin tek çaresi yollara eli kürekli adamlar çıkartıp kar kazıtmaya çalışmak ve İstanbul'un yokuşlarına tuz attırmaktı. Ama her türlü hava şartında İETT otobüs ve tramvayları mutlaka işlerlerdi. Otobüslerin taktığı zincirler mutlaka karosöre vurarak 'tak, tak, tak, şak, şak, şak' diye ses çıkartırlardı. Trafik problemi pek olmazdı, dediğim gibi vasıta sayısı çok azdı ve sürücüler de bugünkülerden daha akıllı, görgülü ve bilgili idiler. İki kışı hiç unutamam. Orta mektepteyim. Bizim mektebin kış sömestir tatili diğer mekteplerden değişik tarihlerde olurdu. Yanılmıyorsam 1955 veya 1956 senesi olacak, tatil münasebeti ile Ankara'ya gitmişim, babamın evinde keyif sürüyorum. Bir kaç gün sonra İstanbul'a dönmem icap edecek ve bu durum beni üzüyor. Birden İstanbul'dan haber geldi. Öyle bir kar yağmış ki mektepler kafadan bir hafta tatil edilmişler. Bir hafta bunun sevincini yaşarken ertesi Cuma akşamı yeni müjde geldi, 'kar devam ediyor, bir hafta daha tatil!' Diğer hatıra 1954'ün Şubat ayından. Bunu daha önce de yazmışım, şimdi dört sene önceki yazımı buraya alıyorum; 'Robert Kolej'de 13 yaşında leyli (geceleri mektepte yatan) bir talebeyim. Sabahları normal olarak 7:30 civarında uyanırdık ama o sabah saat 5'ten itibaren, Anderson Hall adlı binanın en üst katında olan ve Bebek Koyu'na bakan yatakhanemizde bir hareketlilik ve fısır fısır konuşmalar var. Normal zamanlarda dahi ne dediği tam olarak anlaşılmayan rahmetli Uğur Akat uyku sersemliği ile 'Susun ulanğh anağhınızısıı..' diye bağırdı. Kayseri'li Fuat Ürkün 'Ne bağırıyorsun be tavuk! Gel de bak. Boğaz buz tutmuş' dedi. Bunun üzerine de herkes yatağından fırlayıp pencerelere üşüştü. Hakikaten Boğaz'ın üstü bembeyazdı. Biraz sonra da güneş doğdu ve bütün Boğaz cam gibi parlamaya başladı. Tabii herkes aşağıya, deniz kenarına koşturdu. Çoğumuz buzların üzerine çıktık, resim çektirdik. Bir iki sivri akıllı, buzlardan yürüyerek Anadolu Hisarı'na doğru yola koyuldu. Boğaz'da bütün deniz trafiği durmuş sadece buzlar üzerinde yürüyen, zıplayıp sıçrayan, şarkı söyleyen adamlar var. Atladık otobüse Boğaz şeridini teftiş ediyoruz. Boğaz'ın ağzına yaklaştıkça buzlar artıyor. Meğer Boğaz donmamış, ama donan Tuna Nehri'nden kopan buz parçaları Karadeniz tariki ile bizim Boğaz'a akmış ve sıkışarak Kız Kulesi ile Kavaklar arasını kamilen kaplamış. Bu durum Mart ayının ilk günlerine kadar azalarak devam etti ve o tarihte İstanbul'da yaşayan 1.400.000 insanın belki de yarısı, buzlar üzerinde resim çektirmek imkanını elde etti. Bugün böyle bir şey olsa, buzun üstüne otomobil, minibüs ve kamyon ile çıkıp, karşı kıyıya geçmeye çalışanların olacağına eminim!' Evet, o gün bizde Bebek Koyu'nun buzları üzerinde rakı içmiştik. Bugün olsa her halde yüzlerce mangal kurulup kebap yenilir.
Hamdi Bey neye sinirleniyormuş? Hamdi Bey, gece yarısı bir tıkırdı duyduğu için yatağından kalktı. Lambayı yakmak için hareket ettiğinde karşısında biri varmış gibi geldi. Karanlığın içine bir yumruk salladı. Çıkan sesten ve elindeki acıdan aynayı yumrukladığını ve elini kestiğini anladı. Bu sırada karısı Neriman Hanım'da uyanmıştı. Karı koca etrafı gezindikten sonra, evde hırsız olmadığını, Hamdi Bey'in muhtemelen aynada kendi hayalini gördüğünü anladılar. Sıra Hamdi Bey'in kesilen elinin tedavisine geldi. Neriman Hanım, bir pamuğa alkol döktü ve kesilen parmaklarına bastırması için kocasına verdi. Hamdi Bey, pamuğu bir müddet elinde tuttu. Ama o sırada tuvalet ihtiyacı hissettiği için tuvalete girdi ve pamuğu da tuvaletin içine attı. Bütün bu hadiselerden de canı sıkıldığı için bir sigara yakıp, kibriti oturmakta olduğu tuvalete attı. Yanan kibrit tuvalete düşünce alkollü pamuk ateş aldı ve Hamdi Bey'in poposu yanmaya başladı. Bu defa cankurtaran çağırıldı. Gelen adamlar Hamdi Bey'i sedye ile taşımaya başladılar. Tam sedyeyi cankurtarana koyarken adamın biri ne olduğunu sordu. Neriman Hanım, kocasının başına gelenleri anlattı. Her iki cankurtaran görevlisi de deli gibi gülmeye başladılar ve bu arada Hamdi Bey sedyeden aşağıya düşüp kolunu kırdı. Yarım saat içinde şu adamcağızın başına gelenlere bir bakın! Ertesi gün hastahaneye ziyarete gelenlere Neriman Hanım 'Lütfen ne olduğunu sormayın, Hamdi bu suale çok sinirleniyor' diyordu.
19 Şubat 2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (4) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 45 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |