|
Pakistan'da neler olabilir? |
|
|
|
|
Cuma, 28 Aralık 2007 |
Senelerden beri dünyada Türkiye'nin tek dostu olarak bilinen Pakistan çok zor günler geçiriyor. 2007 senesi Pakistan tarihinin en kanlı olaylarının yaşandığı sene oldu. Bombalar, cami baskınları, suikastlar ve nihayet Benazir Bhutto'nun katledilişi. Bhutto, medeni ve laik bir politikacı idi. Babası Başbakan Zülfikar Ali Bhutto makamından indirilip Ziya adlı cani tarafından asılmıştı. O günlerde Benazir hapiste idi. Sonra da iki erkek kardeşi öldürüldü. Kendisi iki defa Başbakan oldu ama her defasında ordu onu devirdi. Bu defa Bhutto Pakistan'ın ve batının ümidi idi ama bildiğiniz gibi öldürüldü. Şimdi yakında yapılacak seçimlerin yapılıp yapılamayacağı bile şüpheli. Seçim yapılabilse bile Bhutto'nun partisi şu an için lidersiz durumda. Bu şartlar altında fevkalade halin devam etmesi için direnen ama batının baskısı neticesinde yumuşayan Pakistan Başkanı Pervez Müşerref haklı çıktı. Bhutto'nun öldürülüşü medeni dünya için tam bir kabus senaryosu. Çünkü Pakistan atom bombasına sahip ama daha mühimi El Kaide denilen teşkilat Pakistan'da çok kuvvetli. Yarın öbür gün 'El Kaide'nin atom bombası var!' diye bir haber çıkarsa hiç şaşmam. Pakistan'daki medereselerin El Kaide militanı yetiştirdiğine dair ciddi işaretler var. Ayrıca Pakistan birer barut fıçısı halinde olan Afganistan ve Kaşmir ile hudut komşusu Beni en çok üzen hadise de 11 Eylül'den beri Müslüman memleketlerde cereyan eden vahşi hadiselerin batının ekmeğine yağ sürmesi. Batı medyasını çok yakından takip ederim. Neler neler yazılıyor. Bu şartlar altında Bu hadiselere sebep olan sözde müslümanların hiç kafası yok mu? Maksatlları ne? Neden her gün Müslümanlığı bir vahşet dini olarak göstermeye çalışıyorlar? Ben Benazir Bhutto ile Tansu Çiller'i biribirine çok benzetirdim. İkisinin de aynı zamanda başbakanlık yaptıkları devrede, dünyada İslam'ın imajı daha bir iç açıcı idi. İkisi de modernlik sembolü olarak kabul edilmişlerdi. Ama olmadı işte, Türkiye' Çiller 'kafi derecede laik değil' diye Pakistan'da da Benazir 'laik' diye siyaset sahnesinden silindiler. Allah'tan Tansu'nun başına benzeri bir felaket gelmedi. Sadece siyasi hayatını kaybetti. Bu iki hanımın akibeti dünya kadınları için de iyi olmadı.
Yüzüğü boynuna as canım.... Şahin, bir kurbağa adam. Hayatını böyle kazanıyor. Sık sık gemi batıklarına dalıyor, düşen gemi çıpalarını filan çıkartıyor. Günlerden bir gün bu Şahin nişanlandı. Nişanlısı Şebnem'in amcası Mahmut Bey yüzükleri taktı. Törenden sonra Şahin, Şebnem'e 'Yüzüklerimiz çok güzel ama maalesef ben bunu her zaman takamayacağım' deyince Şebnem'in yüzü buruştu ve 'Neden sevgilim?''diye sordu. Şahin anlattı 'Daldığım yerlerde köpek balıkları var, başka yırtıcı balıklar da var. Parlayan maddeler bu hayvanları cezbeder. Günün birinde parmağımı bile koparabilirler.' Şebnem hafif kırıtarak 'Sen de bu yüzüğü altın bir zincire takıp boynuna as şekerim' dedi.
Boş boş oturabilmenin sırrı Bir gün bir tavşan, ağaç dalında boş boş oturan baykuşa sordu: - Senin gibi bütün gün boş boş oturabilir miyim? - Tabii, neden olmasın. Tavşan da öyle yaptı ve ağacın altına çöktü. Birdenbire bir kaplan ortaya çıktı ve tavşanı yedi. Demek ki, boş boş oturabilmek için çok çok yüksekte oturuyor olmanız lazım!
Vicdan Çelimsiz, küçük bir kız çocuğu, sokağın köşesine oturmuş; yiyecek, para, ya da işe yarar herhangi bir şey için dileniyordu. Üzerindeki yırtık pırtık elbiseler, kıyafetten çok paçavraya benziyordu.. Yüzü gözü ise kir içindeydi. Soğuktan titreyen bu küçük kız gerçekten perişan bir haldeydi. Kız dilenirken, sokaktan genç, sağlıklı, zengin görünüşlü bir adam geçti. Kızı farketmişti. Ama, belli etmemek için, dönüp bir daha bakmadı. Geniş ve lüks evine, konfor içinde yaşayan ailesinin yanına geldiğinde, çok güzel hazırlanmış bir akşam sofrası onu bekliyordu. Fakat, az sonra, gördüğü o dilenci kız aklına takıldı yeniden. Hisleri bir şeylere itiraz ediyordu. Sonra, kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah'a yöneltti. Böyle durumların var olmasına izin veren O değil miydi? İçin için, O'na karşı: 'Böyle bir şeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için bir şeyler yapmıyorsun?' diye yakınmaya başladı. Biraz sonra, ruhunun derinliklerinden gelen şu cevabı işitti: 'Yaptım. Seni yarattım ya!'
29 Aralık 2007
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (9) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 58 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |