Aşağıdaki yazıyı sıkılmadan okursanız ihtiyaç halinde çok işinize yarayacak bir malümat alacaksınız. 2918 sayılı Trafik Kanunu'na göre, Trafik kazası neticesinde yaralanarak hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınan kazazedelerin hastane ücreti ödememeleri lazım. Ancak şuna dikkat edilmeli; Hastaneye getirildiğinizde size veya yakınlarınıza 'yapılacak müdahale ve tedavi ücretlerini ödeyeceğinizi taahüt eden' bir vesika imzalatmak isteyebilirler. Bunu imzalarsanız, bedava tedavi hakkınızı kaybedersiniz. Böyle bir vesikayı imzalamanızı istedikleri zaman şu teklifte bulunun; 'Eğer ben bu vesikayı imzalamaz isem, bana müdahale etmeyeceğinizi ve beni tedavi etmeyeceğinizi bildiren bir vesikayı, hastane adına tanzim edip bana verir misiniz?' Göreceksiniz bunu talep ettiğiniz anda, hastane yetkilileri, sizin 2918 sayılı kanunu bildiğinizi anlayıp, hastanenin bütün imkanlarını sizin için, bedava olarak, seferber edeceklerdir. Toparlayalım: Hastane acil servisi, kendisine gelen veya getirilen kazazedenin maddi durumu veya sosyal teminatının olup olmadığına bakmadan icap eden müdahale ve tedaviyi bedava olarak yapmaya mecburdur. Bu tedavi neticesinde meydana gelen masraf, Sağlık Bakanlığı Karayolları Trafik Döner Sermaye İşletmesi tarafından karşılanacaktır. Böyle durumlarda hastanelerin kazazedelerden para talep etmeleri bir suçtur. Hepinize kazasız, belasız günler, yolculuklar temenni ederim.
Dinin haber olduğu memleket Bizim memleketimizde tuhaf bir adet var. Nüfusunun çok büyük bölümünün Müslüman olduğu Türkiye'de, her nedense insanların dua etmeleri, camiye gitmeleri, namaz kılmaları, oruç tutmaları, iftar yemekleri filan hep baş haber oluyor. Otellerdeki iftar menülerini hep ezberledik. Türbe ziyaretlerinden naklen yayın yapılıyor, her Cuma devlet büyüklerinin namazları büyük haber oluyor. Geçtiğimiz sene, günlerce Başbakan'ın oğlu Bilal'in Amerika'da verdiği iftar yemeği ile meşgul olduk. Ramazan yaklaştı, bakın neler haber olacak. Nüfusunun %99'unun, belki de daha fazlasının, Müslüman olduğu bir memlekette, insanların namaz kılmasından, oruç tutmasından, iftar yemeği vermesinden, dua etmesinden daha normal ne olabilir? Haber bunun neresinde? Her memlekette politikacılar, Krallar, Kraliçeler, başbakanlar dua ederler ve inançlarına göre dinlerini yaşarlar. İngiltere Kraliçesi, ABD Başkanı ve daha bir sürü lider, her hafta kiliseye giderler. Hiç 'Kraliçe, bu sabah kilisede dua etti' diyen bir habere şahit oldunuz mu? Belki iyi niyetli inananlardan bazıları, ibadetin haberlerde öne çıkartılmasından memnunlardır ama yanılıyorlar. Bundan memnun olmayın, unutmayın Erbakan'ın gidişi, Başbakanlık köşkünde verilen bir iftar yemeği ile başlamıştı. Bu medyaya dikkat etmek lazım, insanı vezir de eder rezil de.
Yürüyüş üzerine muhabbetler! Yürümek, ömrümüzü uzatabilir. Bu da mesela 88 yaşında iken bir sürü para harcayarak ya bir Huzur Evi'nde ya da başka yerde ot gibi yaşamamızı temin edebilir. Bir arkadaşın ninesi 60 yaşından itibaren, günde 5 kilometre yürümeye başlamış, şimdi 97 yaşında olması lazım ama kadıncağızın yürüyerek nereye gittiğini bilen yok! Bir arkadaşın derdi de başka 'Bir spor salonuna, ayda bir milyar lira para ödüyorum ama bir gram bile kilo vermedim. Meğer zayıflayabilmek için para vermek yetmiyormuş, oraya gidip, hareket etmek de lazım imiş'. Benim egzersiz yapabilmem için, sabah çok erken kalkmam lazım ki beynim ne yaptığımı anlamasın. Yoksa kattiyen izin vermez. Ekzersiz yapmanın en büyük faydası, sağlıklı ölebilmektir!
Ölürsünüz alimallah! Bu yaz havalar çok sıcak gidiyor. Meteoroloji yetkilileri, havanın daha da ısınacağını bildiriyorlar. Bu havalardan zarar görmemek için neler yapmak lazım? Her şeyden evvel güneşe çıkmamak, havasız yerlerde bulunmamak şart. Bu hafta sonu evden çıkmayın. Hele hele kuzu filan çevirmek için piknik yerlerine hiç gitmeyin. Evin güneş gören pencerelerini açmayın, perdeleri sıkı sıkı örtün. Güneş görmeyen yerlerdeki pencereleri karşılıklı olarak açık bırakın, hafif de olsa bir esinti olur. Çok rahat giyinin. Hanımlar korse, sutyen veya kilotlu çorap sakın kullanmayın. Cildinizin nefes almasını önleyecek makyaj yapmayın, pudra, fon dö ten gibi şeylerden kaçının. Yüzünüzü sık sık ıslatın. Bol bir şort ve ince bir atlet fanilası gibi rahat kıyafetleri tercih edin. Bol bol su için. Kola, gazoz, uydurma meyve suyu içmeyin. Bir, iki bardaktan fazla ayran da içmeyin. Arada bir bir şişe maden suyu içmekte fayda var. Biraz zor olacak biliyorum ama, kebap, içli köfte, ali nazik, çiğ köfte, lahmacun, bol yağlı menemen, kuzu çevirme, sosis, salam, mayonez, pastırmalı veya sucuklu yumurta, yağlı börek falan yemeyin. Aslında yağlı hiçbir şey ve et yemeyin. Baklava ve benzeri tatlılardan da uzak durun. Çok lazım ise serin bir sütlaç götürebilirsiniz. Sakın rakı falan içmeyin, ölürsünüz alimallah! Meyve olarak, kiraz ve karpuzu tercih edin. Arada bir ılık bir duş yapın ve fazla kurulanmadan oturun. Eğer vantilatör kullanıyorsanız, onu arkasında açık bir pencere olan bir yere koyun. Vantilatörün tam karşısında oturmayın. En iyisi vantilatörün meydana getirdiği rüzgarın bir duvara çarparak odaya yayılmasıdır. Varsa, klimayı kullanmayın. O soğutulmuş odadan çıkıp evin başka bir yerine gittiğinizde cehenneme girmiş gibi olursunuz. Tekrar ediyorum, sakın bu cumartesi ve pazar, plaja, pikniğe, Ortaköy'de, Beyoğlu'nda gezinmeye gitmeyin. Kaderinize razı olun ve oturun oturduğunuz yerde. Yok eğer 'Ben bu hayata dayanamam' diyorsanız, bir kuvvet atın kendinizi klimalı bir alış veriş merkezine ve sıcak dalgası geçene kadar oradan çıkmayın.
24.08.2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (5) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 94 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |