Bu sabah monopol gazetelerinde Fenerbahçe'yi metheden başlıkların ortak bir yanı var. Avrupa kelimesinden geçilmiyor; 'Helal sana Avrupalı!', 'Avrupa böyle sallanır!', 'Avrupa Fenerbahçe adını ezberliyor' hatta 'Avrupa'nın Kralı!' Demek ki Avrupa ve Avrupalı olmak iyi bir şey. Ama bu Avrupa Birliği bizi almıyor ve almayacak da. Bu yüzden de kaç zamandır Avrupa'ya ateş püskürtüyoruz. 'Onlar ortak, biz pazarız', 'Size ihtiyacımız yok, biz bize yeteriz' diyoruz. Hatta Batı dünyası yerine Rusya, belki de İran ile ittifak yapmamızı isteyenler bile var. Peki şimdi bu ağız açık Avrupa hayranlığı niye? Bu Avrupa bizi sevmez, istemez. Bu Avrupa senin anayasandan Türklük ile mefhumları çıkartmanı ister. Bu Avrupa 'Türklüğe hakaret' diye bir suç olamaz der. Üstelik bu Avrupa kamilen hristiyandır Ve üstelik bu Avrupalılar domuz bilem yerler! Oldu mu şimdi? Yakıştı mı bu o 'duruşa'?
Tapi uşağum sen pizum oralisun Köksal, okulun ilk gününden sonra babasına sormuş, 'Buba, bugün okulda sayı saydırdılar. Sınıfta benden başka kimse elliye kadar sayamadı. Bunun sebebi ne?' Babası cevap vermiş 'Tapi uşağum. Sen pizum oralisun da ondan.' Ertesi gün Köksal babasına anlatmış. 'Buba bugün de alfabeyi saydık. Ben m'ye kadar celdum. Diğer çocuklar f'yi geçemediler. Bunun sebebi ne?' Babası cevap vermiş 'Tapi uşağum. Sen pizum oralisun da ondan.' Okulun üçüncü günü Köksal babasına 'Buba' demiş 'Bugün sipor dersinde forma dağıttılar. Hiç bir şort pana uymadu. Şeyum çok buyuk geldi. Pu pen pizum orali olduğum için mi boyle?' Baba cevap vermiş 'Hayır uşşağum, sen onbeş yaşında ama daha ilk okul ikinci sınıftasun da ondan!'
Ben de! Adamın biri bara girmiş ve tezğahın önündeki yerlerden birine oturmuş. Barmene 'Bana bir kadeh şampanya ver' demiş. Adamın yanındaki taburede oturan kadın 'Ah ne tesadüf!' demiş 'Ben de bir kadeh şampanya ısmarlamıştım' Adam 'Bugün benim için mühim bir gün, onu kutluyorum' Kadın 'Tesadüfe bakın, benim içinde mühim bir gün. Ben de onu kutluyorum' Adam 'Ne tesadüf! Siz neyi kutluyorsunuz?' Kadın 'Kocam ve ben senelerden beri bir çocuk sahibi olmak için uğraşıp dururuz. Bugün doktorum hamile olduğu söyledi' Adam 'Hayret' diye bağırmış 'Bu ne tesadüf böyle. Benim de bir tavuk çiftliğim var. Tavukların çoğu kısır gibiydiler, hiç yumurta vermezlerdi. Bu sabah yumurtlamaya başladılar' Kadın 'Bravo!' diye bağırarak ellerini çırpmış 'Nasıl oldu bu iş?' Adam 'Horozu değiştirdim' Kadın 'Tesadüfe bakar mısınız? Ben de!'
Tedavisi olmayan hastalık! Şu son seyahatimde bir kere daha anladım ki asrımızın en müthiş hastalığı alış veriş hastalığıdır. Daha ziyade kadınlarda rastlanan ama erkeklerde de görülen bu hastalık git gide artmaktadır. Önceki yazılarımda da belirtiğim gibi son ABD seyahatimde grupta iki tane hanım vardı. Bunlardan biri Sefirelik yapmış, senelerce yurt dışında yaşamış. Ömrü boyunca nerede ise istediği her şeyi satın alabilmiş. Ama yine alıyor da alıyor. Bir alış veriş merkezi önüne arabamız park etti. 'Yarım saat içinde bu işi bitirelim' dendi. Ama nerede? Bu Sefire Hanım 15 dakikada bir arabaya geliyor, elindeki torbaları bırakıyor ve başka şeyler almak üzere tekrar içeri koşturuyor. Neler mi alıyor? Aklınız gelen normal hanım alış verişi dışında ABD'nin bir ucundan şunları da alıyor; pekmez, kek hamuru, salam, Çin malı eşofman, Meksika malı kuru fasulye ve sosları. Hanımlardan daha genç olanı geçtiğimiz seneler içinde o anda olduğumuz bölgeye en az üç kere daha gelmiş. Demek ki önünde beklediğimiz alış veriş merkezini de en az on kere talan etmiş. Ama o da durmuyor. Pabuç alıyor, çanta alıyor, koku, eşofman alıyor. Alıyor oğlu alıyor. Kararlaştırdığımız yarım saat, saatler geçmesinme rağmen bir türlü dolmuyor. Erkekler daha sakin. Hele biz iki Ahmetler, bir ben diğeri de Pernod Ricard'ın Satış Müdürü Ahmet Dinçel, gayet itidalliyiz. Bütün seyahat boyunca üç kutu ilaç, beş tane de kitap aldım. Ahmet Dinçel'in bir şey aldığını da görmedim. Önünde durduğumuz yeri öyle ahım şahım bir yer zannetmeyin. ABD'nin göbeğinde, bir kara yolunun kenarında bizdeki Migros veya Carrefour gibi büyük bir yer. İçindeki malların %90'ı Tahtakale veya Merter'de vardır. Bazıları bizde daha ucuz bazıları da orada. İşte bizim ekip üç gün müddet ile ve saatler boyunca burayı adeta yağmaladı. İş bunun ile de bitmedi. Alınan mallar akşam tetkik edildi, Nashville-İstanbul arasında kuvvetli bir cep telefonu trafiği yaşandı ve malların çoğu iade edilmek veya değiştirilmek üzere ertesi gün tekrar Walmart'a götürüldü. İade edilen mallara sonradan üzülündü, alınmayan mallara da hayıflandı. Netice de Nashville'den, New York'a dönülürken, bavullar hava meydanı personelinin taşıması mahzurlu ağırlıklara vardığı için, bölündü, içerisinden alınan ağır nesneler, bavulları boş olan erkeklere verildi. Tabi bu hokkabazlığa New York'da da devam edildi ama orada müstakil gezildiği için bizimkilerin oradaki mağazalarda neler yaptıklarını tam olarak bilmiyorum. Eskiden bu hastalığın tedavisi vardı. Cebindeki paran bitti mi hastalık da ister istemez geçerdi. Ama şimdi onun da faydası yok. Çünkü bonuslu monuslu, cicili bicili kredi kartlarımız var. Paraya lüzum bile yok!
10 Kasım 2007
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (13) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 91 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |