Doğum Adetleri
3.1.1.1. Doğum Öncesi Adetleri Kırsal kesimde yeni çiftlerin çocuğunun olmaması çevre tarafından hoş karşılanmamasına karşın, merkezde sosyal düzenin gerçekliğine binaen gayet normal karşılanır. (53) Çocuğu olmayan kadınlar genellikle “kısır, çocuksuz, dölsüz veya kuru götlü vb.” isimlerle adlandırılır. Çocuğu olmayan kadın, çözümünü tıbbî sebeblerde arayıp doktora giderse de ruhî tatmin için hocaya da gidebilmektedir. (37) Çocuğu olmayan erkek, çevresince yadırganmaz. Genellikle çevresine karşı lütufkârdır. Hamile bir kadın, hamile olduğunu genellikle iştahsızlık, istifar etme, yemek kokularından tiksinme ve beraberinde getirdiği mutfağa girememe, adet kesintisi ve ayrıca fizikî dengesizlikler gibi değişikliklerden hamile kaldığını tahmin eder. Daha sonra bu kanaatini, başta kocası ve en yakın akrabaları olmak üzere duyurmakta be‘is görmez. Hamile kalan kadına genellikle “hamile, yüklü, gebe, çocuklu” gibi sıfatlar atfedilir.(15-16) Doğacak çocuğun, her zaman olmamakla birlikte daha çok erkek olması istenir. En büyük sebebi, soyun devamı istemek ve köylerde iş gücü gereksinimi ihtiyacını karşılamaktır. Doğacak çocuğun güzel olması için; güzel çocuklara bakma, tatlı yemeye özen gösterme, ğöğüs üzerine gül ya da çiçek koyma, ya da çocuğun özürlü olmaması için Alah’a (c.c) dua etme gibi pratiklere başvurulur. oğacak çocuğun selahiyeti için özürlü kimselerle alay edilmemesine dikkat edilir.(37) Çocuğun cinsiyetini doğmadan önce anlamak için, gebelik durumuna bakılır. Eğer karın sivri ise erkek, basık ise kız olacağına işarettir.(16) Hamile kadının sağlığı, dolayısıyla doğacak çocuğun sıhhati için gebe olan kadının hemen bütün istekleri yerine getirilir. Mesela: Canının çektiği bütün yiyecekler hizmetine sunulur.(37) Doğumdan önce çocuk için bazı hazırlıklar yapılır. Bunlar: Zıbın (giysi), tulum (iç çamaşır), dış çamaşır, ayğa patik, kazak, yelek, fes örme, yatırılacağı beşik başlıcalarıdır.(37) Doğumu, merkezde ve merkeze yakın köylerde doktor ve diplomalı ebe yaparken, merkeze uzak yerleşim yerlerinde ebe yoksa, bu iş için tecrübeli kadınlar vazife alır. Hamile kadının doğum zamanının geldiği genellikle, sancıların başlamasıyla anlaşılır ve derhal hazırlıklara başlanır.(53) 3.1.1.2. Doğum Anındaki Adetler Hamile kadının sancısı başladığında, hemen hekime başvurulur. Doğumun zamanı gelmişse, tıbbî müdahale yapılır. Doğum güçleştiğinde ya da geciktiğinde hamilenin yakınlarınca, hamile kadına belli şakalar yapılır. Mesela: “Camış sütünün yoğurdunu mu yedin?” gibi espri yüklü hayıflanmalar yapılır.(15-16) Çocuk doğduktan sonra arkasından gelen parçaya “eş” ya da “son” denir. Doğumdan sonra bu parça gömülür. “Eş”in düşmesi gecikirse, hamilenin karnına dikkatlice bastırılır ve “ıhınması” istenir.(37) “Göbek kordonu”, daha çok makas ile kesilir ve “eş”le beraber gömülür (kurutulup saklandigi da olur). “Göbek kordonu” kesildikten sonra, çocugun göbeginin çikmamasi için göbege “ilik” konabilir. Çocuk dogunca aglamiyorsa, arkasina vurularak aglatilir ( dilsizlik gibi kusurlu olmamasi da düşünülür). Ayrica çocuk “isirik” ya da “höşürük” (dogum sonrasi çocuktaki diş zar) olmasin diye üç gün ardarda tuzlu su ile yikanir.(37) 3.1.1.3. Doğum Sonrası Adetler Yeni doğum yapmış olan kadına, genellikle “lohusa” veya “emzikli” denir. Doğum sonrasında “lohusa” , kendisi için hazırlanan özel yatakta yatırılır. Çocuk kısa bir süre için annesinin yanında yatarsa da, daha sonra kendisi için hazırlanan beşikte yatırılır. (Eskiden çocuğun sağlığı için, höllük ya da kül zemin kullanılırmış).(37) Lohusa, hiç bir iş yapmadan genellikle yataginda 5 gün kadar yatarak istirahat eder. Çocuğun doğumunda, hemen herkes babaya ya da eşlerin büyüklerine müjde verebilir. Bu müjdesi karşılığında da mükafatlandırılır. Verilen bu mükafat, bebeğin cinsiyetiyle ilgili, beklentiye göre değişebilir. Çocuk doğduğunda, ilk olarak anne ya da babasının kucağına verilir. Çocuğu ilk kucağına alan, çocuğun kulağına ezan okur (bu genellikle baba olur) ve ciğerlerinin büyük olması için, çocuğa zarar vermeyecek şekilde şamarlar.(37) Doğumu yaptıran ebeye hediyeler verilir. Bu hediyeler, paranın yanında tülbent, elbiselik, peştembal, çilt gibi kullanıma hazır eşyalardır. Doğum öncesinde, gerek doğumun, gerekse çocuğun sağlıklı olması için adak adayan çiftler, doğum sonrasında hemen kurban keser. Doğumdan sonra çocukları yaşamayan aileler, doktora, bunun yanında belli hocalara başvurarak tedbirler almaya çalışırlar. Doğumdan sonra, lohusanın sütünün bol olması için lohusa olan kadının yiyeceğine özen gösterilir. Özellikle ayran çorbası, tatllı yedirilip nazardan korunulmaya çalışılır. Bütün bunlara rağmen lohusanın sütü yetersiz olduğunda, nazar değmiş olması ihtimali ile herhangi bir hocaya okutulur. 3.1.1.4. Doğumla İlgili Çeşitli İnanmalar Ve Uygulamalar 3.1.1.4.1. Ad Verme Çocuk doğduktan sonra, eğer danışılacak kimse yoksa hemen isim konulur. İsmin konmasında daha çok anne-baba, daha sonra da eşlerin büyükleri rol oynar.(53) Ad konurken, genellikle dede gibi büyüklerin yanında, dinî şahsiyetlerin (özellikle Peygamberler) ismlerinin konmasına özen gösterilir. Ayrıca konulan ismin Kur’an’da geçip geçmemesine de dikkat edilir. Artık çocuğunun olmamasını isteyen aileler en son doğan çocuklarına genellikle “Songül, Soner, Yeter, vb.”gibi isimler verirler. Çocukları hep kız olan aileler, gene kız çocuğu olunca bir sonraki doğacak olan çocuklarının erkek olması için en son doğan kız çocuğuna, “Özlem, Arzu, Hasret, Duygu, vb.” gibi adlar korlar. Çocukları erkek olanlar yine oğulları olunca, bir dahaki doğacak olan çocuklarının kız olması için en son doğan erkek çocuğuna, “Umut, Arzu, Hasret, Duygu, vb.” gibi isimler verirler. 3.1.1.4.2. Lohusa ve Çocuk Görme Lohusa ve çocuğu görmeye akraba, yakınlar ve komşular ilk gün ya da sonraki günler gelirler. “Geçmiş olsun.” ya da “Hayırlı olsun.” gibi temennilerde bulunurlar. Lohusa ve çocuğu ilk defa görmeye gelenler, beraberlerinde altın takı gibi hediyeler getirirler.(Önceleri elma, portakal, süt, pişi, katmer, vb. hediyeler de getirilirmiş). (15) Ziyarete gelenlere ev halkınca ikramda bulunulur. Özellikle çocuğu olmayıpta çocuk isteyen ya da çocuk beklentisi olan ziyaretçilere kurban etinden ikram edilir.(16) Ziyarete gelenlerin çocuğa ya da lohusaya nazarlarının değmemesi için, genellikle nazar boncuğu takılır. (Eskiden tavuk dışkısını bir beze dolayıp çocugun yattığı yerlere ya da omuzuna iliştirildiği oluyormuş). Nazar boncuğununun yanında nal da kullanılır. Anne, doğumdan sonra kendini toparladığında yavaş yavaş normal yaşama katılsa da çocuk kırkı çıkmadan, evden dışarıya çıkarılamaz. 3.1.1.4.3. Al Karısı, Al Basması “Al karısı” halk arasında, çocuğu boğarak öldüren bir canlı olarak kabul edilir. “Al karısı” hane halkına, onların tanıdığı birinin tasvirine girerek görünebilir. Bir şekilde; sinek, kedi, köpek biçiminde evin içine girip, daha sonra da cismaniyetçe büyüyebildiğine inanılır.(49) “Al karısı”nın yerli dildeki karşılığı “Karabasan” dır. “Al karısı” lohusa halindeki kadına ve henüz kırkı çıkmamış cocuğa musallat olup onları boğarak öldürmeye çalışır.(49) Halk arasında kırkı çıkmamış cocuğu “Al karısı”ndan korumak için, beşiğin yanına erkek ceketi asılarak, onu koruyacağına inanılır. Kırkı çıkana kadar, oda aydınlık olur. Ayrıca cocuğun yanına kur’an, iğne, süpürge ya da koynuna ekmek koyma gibi pratikler de uygulanır.(15) Bu tehlikelere karşi lohusa ve cocuk yanliz birakilmaz ve 24 saat yaninda birileri olur. Genelde erkek tercih edilir. Bütün bu önlemlerin yaninda, bir hoca tarafindan okutularak yatagin başina”nuska”ya da kur’an-i kerim iliştirilir.(37) Al basmasına uğrayan cocuğa “ecürük”(zayıf, çelimsiz) denir. Ecürük olan çocuk sakin durmayıp tedirgin olur va sıkça ağlar.(49) Bütün tedbirlere rağmen, al basan lohusa ve çocuk, bu etkiden korunmak için evliya ocaklarına götürülür ve hocalarca okutulur. 3.1.1.4.4. Kırk Basması Kırk basması, bir kırklı çocuğun; yani, henüz kırkı çıkmamış çocuğun başka bir kırklı çocuğu basmasıdır (hasta ya da zayıf düşürmesi gibi). (37) Lohusa ve çocuğa kırk bamaması için, başka bir lohusa ve kırklı çocuğun aynı mekanda bulundurulmamasına dikkat edilir. Iki kırklı loğusa, bütün tedbirlere rağmen karşılaştıklarında, kırk basmaması için, üzerlerinde bulundurdukları çengel iğneleri değiş-dokuş ederler. Bütün önlemlere rağmen, çocuğu kırk basarsa; lohusanın giydiği elbiseden bir parça kesip çocuğun ayağının altına konur ve çocuk yıkanır. Farklı bir metod olarak da bu bez parçası yerine çocuğun ayağının altına et konulup (özellikle kasaptan alınan et) yıkanmasıyla, çocuğun kırk basmasından kurtarılacağına inanılır.(16-37) 3.1.1.4.5. Kırklama Kırklama; doğumdan sonraki ilk kırk güne verilen addır. Kırklama, lohusa ve bebeğin iki günde bir yıkanıp kırk günün tamamlanması şeklinde yapılır.(37) Kırklamanın yerli dildeki karşılığı, “gırhlı” dır. Kırklamanın yapılışı şu şekildedir: Kırklamada kullanılacak su, kevgürden (elekten) Fatiha ve İhlas sureleri okunarak yedi kez geçirilir. Sonra bu suyla çocuk yıkanıp, yüksek yere konur ve üzerine yorgan konulur. Yorgan konmasının başlıca sebebi, çocuğun büyüdüğünde ağır başlı olmasını sağlamaktır. Kırklamada kullanılan bu suyun, her defasında odanın dört bir yanına serpilmesi devam eder. Lohusanın kırkıncı gün gusletmesiyle, kırklama süresi sona ermiş olur.(37)
Favori olarak ekle (29) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 608 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |