| Türkiye tarihinde zaman zaman gergin anlar veya zor süreçler yaşamıştır elbette. Ancak olgun üslup, diploması ve önce partim değil milletim felsefesini öne çıkaranlar sayesinde bu süreçler atlatılmış; demokrasiyi oluşturan kurum ve kuruluşlar faaliyetlerine normal seyrinde devam etmiştir. Ancak 28 yıllık gazetecilik ve 43 yıllık fiili yaşamım süresince AKP’nin son döneminde bu ülkeye yaşattığı gibi bir ortam hiçbir zaman görmedim. Kimilerine göre 1950 ila 1960 süreci bugünkü ile bir benzerlik gösteriyor, ancak neticesine baktığımızda o sürecin ülkemize bir faydasının olmadığı görülmüştür. Son günlerde AKP iktidarının yandaşı medyayı da arkasına takarak yargıyı abluka altına alma zihniyeti ise tarih boyunca hiç olmamıştır. Planlı - programlı, çeşitli varyasyonları hesaplayarak hazırlanan senaryo adım adım, sindire sindire uygulanmaktadır. “Ergenekoncu” suçlamasıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanarak cezaevine gönderilen gerçek Türk aydınlarının susturulması bu sürecin önemli bir adımı idi. Tarikatçı medyanın, bölücü medya ile işbirliği yada elbirliği ile bu yaşananlara destek vermesi, zaman zaman önlerine çıkan milli ve ulusalcı güç karşısında duraklamaya uğraması karşısında gösterdikleri tepki ülkemize vurulmaya çalışılan derin darbenin ne kadar kararlı olduğunu göstermektedir. Son minvalde yargının kısırlaştırılması ve elinden gücünün alınarak siyasallaştırılması teşebbüsleri derin darbenin püf noktasını oluşturmaktadır. AKP’nin kapatılma davası ile Anayasa Mahkemesi üyeleri üzerinde yandaş medya kuruluşları aracılığıyla (Sabah, Star, Yeni Şafak, Zaman, Bugün, Vakit, Taraf v.s.) yaratılan müthiş baskı ve bunun karşısında Yargıtay bildirisi karşısındaki hezeyanlar durumun ne kadar elim ve vahim olduğunu apaçık ortaya sermektedir. “Ben iktidarım her şeyi yaparım!” zihniyetindeki AKP iktidarının; çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ‘Yasama – Yürütme – Yargı’ olmak üzere 3 temel direk üzerinde kurulduğunu unutmaması lazım. Bir tarafta gün geçtikçe artan ekonomik güçlükler karşısında zor günler yaşayan bir halk, diğer tarafta o halkın gözünün içine baka baka damatların ve evlatların şahsi menfaatleri uğruna enteresan işlere dalan iktidar… Üstüne üstlük milletin sağır ve aptal yerine konularak canına ot tıkamaya kalkışılması cabası. Netice itibariyle; milletin sabrının son raddesine geldiği unutulmamalıdır. Uyutulan Türk milleti geç de olsa yavaş yavaş uyanmaya başlamıştır. Anlaşılan o ki, Güneşin balçıkla sıvanması fayda vermiyor artık. ’ÜÇ MAYMUN’ ve SAHİL SAĞLIK MERKEZİ Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü’ne bağlı Giresun Sahil Sağlık Denetleme Merkezi kapatıldı. İlk duyduğumuzda inanın şaşkınlığımızı gizleyemedik… Kendi kendime “Bu kadarda olur mu?” dediğimi hatırlıyorum. Elbette 1 doktoru ve 2 sağlık merkezi bulunan bu merkezin sadece kapatılmasına değil. Sıkı durun…. Karadeniz’in önemli limanlarından olan Giresun Sahil Sağlık Denetleme Merkezi’nin kapatılmasından sonra iskelesi olan Ordu Sahil Sağlık Denetleme Merkezi’ne bağlanmasına şaştık. Donduk kaldık adeta. “Bu kadarda olmaz” dedik. Sahi bu memleketin sahibi yok mu? Adı geçen merkez; belki ufacık, bir çok kimse adını ve yerini bile bilmiyordu ancak “Sinek ufaktır ama mide bulandırmaktadır” sözünü hatırlatırım. Ufacık bir Sağlık merkezine sahip olamayıp Ordu’ya bağlanmasını reva gören iktidar milletvekillerine sesleniyorum. Bu memleket sizden önce de milletvekili gördü, iktidar da gördü. Ancak Giresun Sahil Sağlık Denetleme Merkezi’nde düştüğü utanç ve aymazlığı hiç görmedi. Giresunlu, bırakın artık ‘Üç maymunu’ oynamayı da kendinize gelin diyor! KOÇKAYASI VE İÇKİ YASAĞI! Karadeniz Gezisi kapsamında Kümbet Yaylası'na giden Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy ve beraberindeki heyet, Albayrak Grubu tarafından işletilen Koçkayası Tesisleri'nde "içki yasağı" sürprizi ile karşılaşınca adeta şok olmuşlar. …Ve eklemişler, “Bu tür yasaklarla turizmin gelişemez” Ya ne olacaktı?.. Dubai’nin adları ne olursa olsun turistik otellerinde alkol serbest olacak, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin çağdaş Türkiye’sinde yasak. Olacak şey mi? Alkol olayı kişisel bir tercihtir. İsteyen içer isteyen içmez. Allah ile kul arasında bir mevzuudur. “Alkol alarak çevreye rahatsızlık verirler” denilmesi de işin anlaşılmayan ve kolaycılığa kaçan yönü. Kafaları örümcekle dolanmış tiplerin kendilerini halen daha çağlar öncesinde gördükleri besbelli… Küresel ısınma nedeniyle turizm sektörünün gözbebeği olmaya aday Karadeniz’de nasıl söz sahibi olmayı düşünüyorsunuz? Yazık etmeyin; hem kendinize hem de şu güzel Giresun’a! HAFTANIN SÖZÜ Her kışın yüreğinde titreyen bir bahar,her gecenin ardında tebessümle bekleyen bir şafak vardır. (Anonim) HAFTANIN DÖRTLÜĞÜ Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler; Kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus! Dediler… Künyeni almak için, partiye ettim telefon, “Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us!” dediler… (Neyzen Tevfik) HAFTANIN FIKRASI TEMEL İLE DURSUN Bir gün akıl hastanesinde Temel ile Dursun havuz başında güneşlenirken Dursun aniden havuza düşer. Tabii bizim Dursun yüzme bilmiyor hemen imdadına Temel yetişir ve Dursun’u çıkarır. Bunu gören doktorlar temelin akıllandığına karar verir ve Temel’i odaya çağırırlar: Temel sana hem iyi hem kötü haberimiz var derler. Dün havuzda Dursun’u kurtardığını gördük ve seninin akıllandığını anladık. Artık evine dönebilirsin. Birde kötü haber Dursun’u kurtardın ama onu arka bahçede asılı bulduk. Temel hemen cevap verir; biliyorum uşağum ben onu kurusun diye astım. |