| Elektronik Posta kutuma gelen bazı mesajlardan anladığım kadarıyla hala insanımıza atalarımızı anlatmasını, onların sevilmesini becerememişiz. Ne hikmet ki, kulaktan dolma bilgilere itibar ettiğimiz kadar tarih kitaplarını okumuyor, bu işin uzmanlarının yazdıklarını kabullenmiyoruz. Geçenlerde İletişim Fakültesinde okuyan gelecek vadeden bir dostum ‘Okuma Kabızıyız!’ dedi de, aklı evveller eleştiri bombardımanına tuttular. Doğru söylemişti. Okumayı bilseydik, öylesine güzel bir alışkanlığı toplumumuza kazandırsaydık, şimdilerde kendimizi gereksiz tartışmaların içinde bulur muyduk? Geçmişte de bahsettiğim e-posta gibi ileti almıştım. Hemen geçmiş yazıma bir göz attım. O yazımın bazı bölümlerini tekrarlamak istiyorum. * * * Değerli bir okuyucumuz gönderdiği bir yorum yazısında maalesef yayınlamamız mümkün olmayan, kulaktan dolma bilgilere yer vererek Türkiye Cumhuriyeti Devletinin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili düşüncelerini aktarmış. Aslında okuyucumuzun ard niyetli olmadığını tahmin ediyorum. Sadece bilgi eksikliğinin kendisini böyle bir yazı yazmaya sevk ettiğini sanıyorum. Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır. Demek ki yeteri kadar okumuyoruz. Yahut hep aynı kaynaktan çıkan belli şeyleri okumayı tercih ediyoruz. Araştırma yeteneğini henüz geliştirememişiz. Kulaktan dolma bilgiler kadar gerçeklerine prim tanımamışız. Yoksa bir Türk evladı Atatürk’e dil uzatabilir mi?.. Dinini öğrenememiş biri İslamiyet’i dar çerçeveler içerisine sıkıştırabilir mi? Ne Din bir öcü, nede Atatürk öylesine basit bir lider değil. Atatürk din düşmanı olmamıştır… Sadece din kisvesi altında milletin masum duygularını törpüleyen sahte din alimlerinin düşmanı olmuştur. Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz bir makalesinde bakın neleri yazıyor; “ ATATÜRK, Osmanlı Devleti'nin siyasi ve askeri sahada yıkılış süreci içine girdiği, sivil ve asker aydınların din kültürü dahil doğu ve batı kültürünü en iyi şekilde aldığı bir dönemde yetişmiştir.” “Atatürk'ün; İslam Dininden, Hz.Peygamberden övgü ve hürmetle bahseden, Müslümanlığından dolayı iftihar ettiğini dile getiren pek çok sözü vardır. Nitekim; Balıkesir Zağanos Paşa camiinde okuduğu hutbede "Ey millet ! Allah birdir, şanı büyüktür. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara hakayık-ı diniyeyi tebliğe memur ve resul olmuştur... İnsanlara feyiz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir, ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate tamamen tevafuk ve tetabuk ediyor... Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış... Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletin devamına imkan yoktur..." diyor.” ”Türk Kur'an'ın arkasından koşuyor; fakat O' nun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın...” “Atatürk halkın Kur'an'ın içindekileri anlaması için tercüme edilmesini istemiş bunun için de TBMM'ne talimat vermiştir. Bugün de bir çok din bilgini tarafından kaynak eser olarak istifade edilen Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR' ın "Hak Dini Kur'an Dili" isimli tefsir-i TBMM'nin Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine ayırdığı ödenekle yazılmıştır.” “Atatürk'ün Laiklik Anlayışı da; "Laiklik yalnız din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetini tekeffül etmektedir." (din hürriyetine kefildir). şeklindedir. Bu tanımlamanın anlamı gayet basittir: "Din vardır, ama dinde zorlama yoktur" Zaten Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi 256. ayeti kerimesindeki "Dinde zorlama yoktur".. hükmü de bunu emretmiyor mu ? “ 1938 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nin onbeşinci yılı kitabında da, yani ATATÜRK'ün sağlığında benimsenen Laiklik Prensibi, şu şekilde izah edilmiştir: "Milli ve İçtimai hayata ferdin dinsiz, şu veya bu itikat sistemine mensup oluşu, milli ve içtimai vazifesi bakımından ne bir kusur, ne de bir fazilet sayılamaz. Türkiye'de dinin dünya işlerinden ayrı tutulduğu, Laikliğin ilan olduğu andan itibaren, hiç kimse, hiç bir ibadete icbar edilemez. Hiç kimse vicdanının ilhamı ile kabul ettiği ibadetten men olunamaz." Sanırım maksat hasıl olmuştur. Bu arada, okuma sevgisini çocuklarımıza, gençlerimize ve toplumun her kesimine kazandıralım. KAVŞAĞA TAKILDIK Çağ atladığı iddia edilen veya Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan Türkiye’nin ‘Tarihi Kentler Birliği’ üyesi Giresun’da şehiriçi girişindeki keşmekeşlik devam ediyor. Hangi mantık ve akıl böyle bir projeye onay verdi acaba, çok merak ediyoruz. Bu konuya biraz kafa yordum. ‘Böylesine bir kent, Dünya’nın hangi ülkesinde var’ diye düşündüm… Avrupa’nın bazı kentlerini gördüm. Şuna kanaat getirdim. Olsa olsa böylesine bir trafik düzeni üçüncü dünya ülkelerinde ancak olabilir. Her haliyle de öyle bir istikamette ilerleyen Giresun bu işe trafik keşmekeşliğini artıran yoluyla başlamış oldu. Ne diyelim hayırlı olsun, vatana, millete ve de kentimize! YAZ-AR ‘Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık’ diyen ilkokul mezunu ünlü ses sanatçısı İbrahim Tatlıses, yazar oluyormuş. Merak ettik… Acaba ne yazacak. İlk konusu, ‘Kadın nasıl dövülür’ ise şaşırmayın.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|