Erfurt live Header8
Anasayfa arrow Köşe Yazarları arrow Gökhan Akçiçek arrow Kekik Kokulu Köyüm
Erfurt live Header10 Erfurt live leer0
DUYURULAR
  :: ŞAMPİYON GALATASARAY !!!   :: ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN   :: 17 MAYIS 2008 ALUCRA'NIN KADER GÜNÜ   :: Alucra Sevdası   :: Yine Eskilere Daldım...   :: Karabasan Gerimi Geliyor ?   :: ELEMAN ALINACAKTIR   :: ALUCRA'DA 3 YILDIZLI SENA OTEL HİZMETE AÇILDI   :: ALUCRA MESLEK YÜKSEK OKULUNUN KERMESİNE DAVET   :: ALUCRA VAKFINDA BAYRAK DEĞİŞİMİ
Ana Menü
Anasayfa
Haberler
Bağlantılar
İletişim
Arama
Ziyaretçi Defteri
Köşe Yazarları
E-devlet
Alucram
Adetlerimiz
Alucra'nın Tarihi
Coğrafi Durumu
İdari Durumu
Alucra'nın Yıllara Göre Nüfusu
Sosyal Gelişimi
Alucra'da Eğitim
Alucranın ağız özellikleri
Alucra'nın Ekonomisi
Yöresel Oyunlarımız
Alucra Sözlüğü
Halk Hekimliği
Halk Mimarisi
Halk Mutfağı
Manevi Değerler
Halkın Giyimi
Oyunlar
Atasözleri ve Deyimler
Bilmeceler
Efsaneler
Fıkralar
Oyun Havaları
Türküler
Alucra Şehitlerimiz
Sanatçılarımız
Mustafa Küçük
Ozan Arif
Hasan Sarıyer
Hüseyin Karataş
Salim Işıklı
Ruşen Aydeniz
Yusuf Fenerci
Mahmut Urkaç
Bayram Kantar
Teoman Yakupoğlu
Zülal Söylemez
Yazarlarımız
Alucralı Değerlerimiz
Değerlerimiz
Alucraca
ALUCRA Yöresinden türemiş kelimeler
Sohbet
Ayın Konuğu



http://www.puralweb.com/

Z. Defteri Son Kayıt
mustafa_k
(BAŞIMIZ SAOLSUN) ALUCRANIN CAMLIYAYLA KÖYÜNÜN OYUZMAHLESİNDEN GÜSÜMKULAK(SİVRİTEPE) HÜSEYİN GÜLEP E ALLAHTAN RAHMET AİLESİNE VE SEVDİKLERİNE BAŞSAĞLI
Site istatistik
 Alucra.com Memleketimin Sesi  Grup Toplam
 Yönetici ( 1 ) Yönetici 1
 Yönetici ( 1 ) Yönetici 1
 misafir ( 3 ) misafir 3
   Toplam 5


istatistikler
Son Üye  canım
Bugün  1
Bu Hafta  12
Bu Ay  52
 

Advertisement
Kekik Kokulu Köyüm PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 3
Kötüİyi 
Çarşamba, 19 Aralık 2007
Dedemi tanıdığımda atmış yaşını geçiyordu. Uzun boyluydu. Çakıra yakın gözleri, çilli yüzüne ve bakışlarına bizim ona yaklaşmamızı zorlaştıran bir sertlik katıyordu.Bu donuk gözlerin ardında, küçüklüğünde yeterince sevgi görmemiş hırçın bir çocuğun bakışlarını yakalar gibiydik. Yine de ara sıra gözlerinde sevgi dolu kaçamak bir bakışın ışıltılarını görür, sevinirdik. Kışın Ordu’da üvey babaannemle birlikte kalan dedem, ilkbaharda köye taşınırdı. Bizler ise yaz tatilinin gelmesini iple çekerdik. Denize çok yakın bir mahallede doğup büyümemiz, köye karşı içimizde doyumsuz bir istek doğurmuştu. Köydeki her şeyi dikkatlice inceler, uçsuz bucaksız buğday tarlalarının rüzgarla  dalgalanmasına denizi seyreder gibi dalar giderdik. Oranın havası, suyu, ekmeği kekik, nane ve çiğdem kokusu ruhumuzu kanatlandırır, hiç bitmesini istemediğimiz rüyaların  içine savururdu bizi. İlkokul dörde geçtiğimiz yılın yaz tatiliydi. Gün boyu süren bir yolculuktan sonra nihayet köydeydik. Köyde karşılaştığımız çocuklar bize önceleri pek yaklaşmak istemezlerdi. Çekingenliklerini bir türlü anlayamazdım. Bizleri  hayran hayran süzmeleri, fark ettirmeden incelemeleri dikkatimizi çekerdi. Yüzlerindeki o ifadeyi okumamız uzun sürmedi. Üstümüz onlara nispeten biraz daha düzgün, rengimiz daha açıktı. Yüzümüz, ellerimiz ve ayaklarımız ise onlarınki kadar hırpalanmamıştı. Bize karşı mahcuplukları, içten içe çocuk ruhlarında duydukları eziklik bundan kaynaklanıyordu. Onlardan biraz düzgün şehirli kıyafetlerimiz, saç tıraşımız, güneşin ve rüzgârın henüz sertleştirmediği tenimizin yumuşaklığı ve beyazlığı onların bu duyguyu yaşamalarına neden oluyordu. Halbuki 15-20 gün sonra onlardan farkımız kalmayacaktı. Bizler ise çoğu akrabamız olan bu çocuklarla kaynaşmaya can atıyor, onları kucaklamak için sabırsızlanıyorduk. Köy, sapsarı buğday başaklarının dalgalandırdığı bir gemi gibi oradan oraya sallanıp duruyor gibiydi. Dedem, o sabah demliğini, azık torbasını, orağını ve diğer malzemelerini tamamlarken bana da hazır olmamı söyledi. O önde ben arkada, biçilecek tarlaya doğru, madımak ve yonca kokularını duya duya ilerledik. Yanından küçük bir dere akan, düz bir tarlanın kenarındaki söğüt ağacının altına oturduğumuzda, dedem soluk soluğa kalmıştı. Nefes alıp verirken ıslık çalar gibi bir ses rüzgârın uğultusuna karışıp gidiyordu. Dedem hem dinleniyor, hem de orağının ağzını bileyliyordu. Uzaktan baktığınızda, başına sardığı beyaz mendiliyle bir balıkçının denize ağını serdiğini sanabilirdiniz. Dedemin beli yay gibi bükülüyor, yarım daire çizen orağın ağzı, biçilmiş buğdayları demet demet yere seriyordu. Şakaklarından beyaz sakalına doğru inen ter damlacıklarının omuzlarına ve dizlerine düşürdüğü ıslaklık hemen kuruyordu.  Nihayet akşam olmuştu. Dedem demliğinin ateşe koyup azık torbasını söğüt  ağacının dalından indirdi. Çökelek, domates, soğan, salatalık ve köy ekmeğini, sanki günlerce açmışım gibi yemeye koyuldum. Biraz sonra çaylarımız da hazır olmuştu. Dedem, tütün tabakasını çıkarıp ağır ağır sigarasını sardı. Bir ayağını öbürünün üstüne uzatarak sanki yılların yorgunluğunu üstünden atmak istermiş gibi sırtını söğüt ağacına yasladı. Başparmağını çenesine dayayıp, başı önünde sigarasını tüttürmeye koyuldu. Günler tenimizi karartarak geçiyor, köyün çocuklarıyla samimiyetimiz ilerliyordu. Akrabamızın benim yaşımdaki oğlu, eğersiz, beyaz bir atla evimizin arka bahçesine geldi.  Attan yavaşça inerek:- Binmek ister misin? dedi.Kısa bir tereddütten sonra- Bilmem, hiç binmedim ki, dedim.-Çok kolay, önce ben binerim, ardından seni alırım.- Tamam öyleyse.Atı bahçenin çıkıntılı kenarına yaklaştırdı. Önce  kendisi bindi, peşinden ben. Beş altı metre gitmiştik ki kendimi yerde buldum. Huysuzlaşan at ikimizi de yere atmış, sağ kolumun üstüne düşmüştüm. Eve girip, gizlice küçük odadaki divanın üstüne yattım. Uyumuşum. Annemin sesiyle uyandım. Akşam yemeği için beni bekliyormuş. Ocaktan yükselen alev ev halkının yüzünü aydınlatıyor, duvarda ve tavanda türlü şekiller çiziyordu. Beni yanına çağıran dedem ağrıyan kolumu inceleyerek, sıcak su ve sabun getirilmesini söyledi. Sabunlu suyla kolumu bir tabip yumuşaklığı ile ovdu. Bana hissettirmeden bir eliyle parmaklarımı, diğeriyle de kolumu tutarak hızla çekti. Çıkan bileğim artık yerine oturmuştu. Sancım biraz azalır gibi oldu. Yumuşatılmış çam sakızına belenen bileğim tülbentle sıkıca sarılıp, göğüs hizasından boynuma bir yazma ile asıldı.Kekik kokulu çayımı yudumlarken, dedemin sigarasının havada kavisler çizerek dağılan dumanı, ocağın dumanına karışıp gözden kayboluyordu.

Ve aralıklarla aydınlanan yüzü, bir dağ çiçeğinin yalnızlığa gömülü hüznünü saklıyordu.

 

Gökhan Akçiçek 

 


Favori olarak ekle (10) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 317 | Yazdır | E-posta

  Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

 
Sohbet


Mesaj gönderebilmek için login olmanız gerekli!
Üye değilseniz lütfen tıklayın!































Avukatınız Köşesi
Doktorunuz Köşesi
Şiirler
Lütfen şiirlerini görmek istediğiniz şairin baş harfine tıklayın
A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P Q R S Ş T U Ü V W X Y Z

Popüler Şairler
Popüler Şiirler
Erfurt live leer
Erfurt live leer
Erfurt live unten Erfurt live leer Erfurt live unten

Design by: yil@dry