Köşe Yazarları
İhsan Tekoğlu
Arılar ve İnsanlar | Arılar ve İnsanlar |
|
|
|
| Salı, 05 Ağustos 2008 | ||||
–<< Ahlak ve İnsan >>–İhsan Tekoğlu
Arılar ve İnsanlar (Ahlak Yazıları : 4) (“Ahlak Yazıları”nın bu bölümünde “Arılar ve Sinekler” konusunu ele alacağız. Ahlak ile arılar ve sineklerin ne ilgisi var ? demeyelim. Yaratılmış her varlığın birbiriyle ve genel anlamda “Ahlak” ile ilgileri ve kopmaz bağları vardır. İnsanları, hayvanları, canlı-cansız her şeyi yaratan Yüce Allah (c) : <<Hayvanlarda sizin için (insanlar için), elbette ibretler (dersler) vardır.>> (Mü’minun, 23/21) buyurmaktadır.)
Zar Kanatlılar ve İnsanlar Arılar zar kanatlılar familyasındandır. “Arılar ve Sinekler” konulu bu yazıda ; yukarıdaki kutsal buyruğa uyup ibret almak için, konuyu senaryolaştıracak ve gerçekleri benzetme yoluyla dile getireceğiz. Başrollerde özne olarak “Balarıları” ile “Eşekarıları” rol alacak, karakterleri ve zar kanatlıgiller sınıfından olmaları dolayısıyla “Sinekler” figüranlık yapacaktır. Senaryonun sonunda “İnsanlar” devreye girecek ve her işte olduğu gibi ; esas özne olarak başrollere soyunacaktır. Sahneye konulacak senaryonun “ana fikri” ; bu yaratıklara benzer rol, davranış ve anlayış sergileyen insanlar ve onların yapıp ettiklerinin incelenmesidir. Senaryomuzda yer ve rol alan üç prototipi ele alacak, insan veya hayvan olsun bu tipleri şu üç grupta analiz edeceğiz. Arıların has cinsi : 1 – “Balarıları”: Planlı, projeli, programlı, kollektif ve kurumsal çalışan, kurallara uyan, üreten, ürettikleri değerleri toplum ve insanlık yararına sunan, yararlı olmayı (bal yapmayı) meslek edinen, almadan vermesini bilen, özverili davranan, hiçbir karşılık beklemeden erdemli bir duruş sergileyen, saldırı karşısında kalmadıkça kimseye dokunmayan (sokmayan), hak ve hukuk tanımayan zorbalara can pahasına da olsa karşı çıkan ; “Yararlılar”. Arıların barbar cinsi : 2– “Eşekarıları” : Plan, proje ve programdan habersiz, kurum ve kural tanımayan, çalışıp üretmeyen, başkalarının ürettiklerine el koyan, yerli yersiz herkese saldıran (sokan), hak ve hukuk dışı davranışları, zorbalığı ve gasbetmeyi meslek edinen, aslında hiçbir işe yaramayan, cani, cahil, asalak ve alçak ; “Zararlılar”. Zar kanatlıların en alçak cinsi : 3 – “Sinekler” : Plan ve proje yetenekleri olmadığı halde, planlı veya plansız her projeye koşan, nerede yalamalık bir artık bulursa orada hazır olan, yalakalığı ve ikiyüzlülüğü meslek edinen, mikrop taşımaktan başka hiçbir işe yaramayan, üretmek bir yana, üretilmiş değerleri kirleten, parazit, korkak ve alçak ; “Yalakalar”. (Bu üç anlayış ve davranış birer ahlak sembolüdür. İlk insan ve peygamber “Hz. Adem”in (a) ilk iki oğlu “Hâbil” ve “Kâbil”den başlayan karakterler arası “Ahlak Savaşları” günümüzde de devam etmektedir. Bu ibret alınacak olayları örnekleyip yazmak ve öğüt olarak sunmak ; Yüce Allah’ın : <Andolsun biz Kur’an’ı, anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alan yok mu ?>> (Kamer, 54/32) emirlerine uygun olacaktır.)
Balarıları Arıların bu türüne bal yaptıkları için “balarısı” denilmiştir. Balarıları, insanlar için şifa olan “bal” yapmayı ; Yüce Yaratıcı Allah’ın : <<Rabbin balarısına : “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarından yürü” diye ilham etti (vahyetti). Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim (halk) için büyük bir ders vardır.>> (Nahl, 16/68-69) emri üzerine görev edinmiştir. Balarısı kendisine verilen emre (ilhama) uymuş, Rabbinin kolaylaştırdığı yollardan yürümüş, çalışmış ve çiçekten çiçeğe konarak özsu toplayıp bal yapmıştır. Balarısı görevini yerine getirirken ; insanoğlunun örnek alıp yararlanabileceği muhteşem bir örgütlenmeyi de gerçekleştirmiştir. Bu örnek alınacak örgütlenme, plan, proje, program ve kollektif çalışmayı esas almakta, her şeyi kurallara bağlamaktadır. Balarılarında keyfi (kural dışı) hiçbir davranış yoktur. Bir başka deyişle balarıları kurumlaşmış sosyal bir toplumdur. Aralarındaki görev taksimi o kadar güzel ve akıllıca yapılandırılmıştır ki ; sanki de, “Balarısı Anayasası” var ve bu anayasa kuralları kayıtsız şartsız geçerli sanırsınız. Öyle bir kusursuz iş bölümü yapılmıştır ki ; binlerce balarısının yaşadığı toplulukta aksaklık, kargaşa, kural ve edep dışı bir davranış görülmez. Başkan konumunda olan “ana arı” üreme ve kovan yönetimini üstlenmiştir. Herkes onun emirlerine uyar. Çoğalmayı sağlamak için “erkek arı” sadece ana arıyı aşılamakla sorumlu tutulmuştur. İsimsiz kahraman olan “işçi arılar” ise ; çevre (kovan) temizliği, larvaların (işçi arıcıkların) bakımı, balmumu üretmek ve petek inşa etmek, bal yapmak ve kovanın güvenliğini sağlamak gibi görevleri yaparlar. Diğer arılar bal yapmaz, bal yapma işini sadece işçi arılar yapar. Sonuçta bu muhteşem yapılanma ve topyekün çalışmadan “bal” dediğimiz muhteşem bir nimet (eser) üretilmiş olmaktadır. Benzetme yerinde ise : “Balarıları ; medeni, barışsever, iyiliksever, yardımsever, üreten ve paylaşan çalışkan insanlara benzer.” Bu özelliklerinden dolayı Kur’an’da 16. Sure’ye “Nahl / Balarısı” ismi verilmiştir. Bu sebeple Allah Nahl Suresi’nde : <<Elbette bu olaylarda düşünen bir halk (kavim) için büyük bir ders vardır.>> (Nahl, 16/69) buyurmuştur. Yüce Allah, böyle buyurmakla kalmamış, bir de : <<Andolsun biz Kur’an’ı anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alan yok mu ?>> (Kamer, 54/32) diye uyarmıştır. Ne mutlu öğüt alanlara ! (Ne yazık ve ne acı bir gerçek ki ; “balarıları”nın kurduğu bu medeni (uygar) düzen ve ürettiği eser ; “barbarlık” denilecek saldırılarla karşı karşıya kalmaktadır. Kim saldırıyor ? dersek ; kendi familyasından olan “eşekarıları” ve onların yalakası olan “sinekler” saldırıyor diye cevap buluruz. Hayvanlar arası bu saldırı, gasp, soygun ve zorbalık eylemlerine ibretle bakılırsa ; insanlar arasında da bu eylemlerin birebir yaşandığı ve daha da ileri gidildiği görülecektir. Öğüt ve örnek almak ancak akıl sahipleri için geçerlidir. Ahmaklar ve alçaklar öğüt alamaz. Çünkü ahmaklar ve alçaklarda öğüt alacak akıl ve “ahlak altyapısı” bulunmaz.)
Eşekarıları Eşekarıları bal yapmaz. Eşekarıları “eşeklik” yaptıkları için olsa gerek, onlara “eşekarısı” denilmiştir. “kara” ve “sarı” tipleri yaygındır. Kara ve iri yapılı olanlar, barbarlıkta sarılardan önde, sarı ve küçük yapılı olanlar, sinsilik ve zehirleme işinde karalardan önde gider. Zar kanatlılar familyasının en asalak, en zararlı, en kaba ve en acımasız türü olan eşekarıları ; ne yazık ki, kendilerini tüm familyanın en iyi, en üstün, en hak ve hukuk tanıyanı gibi gösterirler. Bu yanlış imaj (anlayış) onların “güç sahibi” olmalarından ileri gelmektedir. İnsanlara da yansıyan bu yanlış tasavvur (düşünce) ahlaksızlığın ta kendisidir. Yeryüzünde olsun, yurtta ve yörede olsun, nerede olursa olsun, bu güç sahibi zorbalara kimse karşı çıkamamakta ve onların şerrinden korkulduğu için kimse sesini yükseltememektedir. Birileri çıkıp da sesini yükselte görsün, hele bir de : “Dur ne yapıyorsun ?” desin, tenkit değil, tavsiyede bulunsun, hemen eşekarısı gibi “Sokarım ha !” diye tehditle karşı karşıya kalmakta ve sindirilmeye çalışılmaktadır. “Ahlaksızlığın en zararlısı, gücün ve güçlünün ahlaksızlığıdır. Güçsüzün ahlaksızlığının zararı kendisinedir. Güçlünün ahlaksızlığının zararı ise, gücünün yettiği herkesedir.” 1 Siyasal, ekonomik ve silahlı gücü ele geçirenler ahlaktan yoksun kalırsa, yapamayacakları zorbalık, ahlaksızlık ve alçaklık kalmayacaktır. Yeryüzünde “güç ahlakı” yalnız peygamberlik kurumlarında ve ahlak sahibi adil yöneticilerde olumlu olarak buluna gelmiştir. Güç ahlakı genelde eşekarılarında olduğu gibi “ahlaksızlık” olmuş, yakmış, yıkmış, çalmış / çırpmış, başkalarının ürettikleri değerlere el koymuş, kan döküp katliam yapmıştır. Eşekarıları nasıl kovanları yakıp yıkıyorsa, gücü eline geçiren insan ve emperyal anlayışlar da yeryüzünü yakıp yıkmakta ve buldukları ballara (zenginliklere) el koymaktadırlar. Böylece : “Eşekarıları bir anlamda ; barbar, bencil, kavgacı, zararlı, ahlak ve erdem yoksunu, tembel, yağmacı ve avantacı insanlara benzer.” Bu benzerlikleri görmek için uzaklara gitmeye gerek yoktur ; hayatın her safhasında, sokakta, işyerinde, toplumsal kurum ve kuruluşlarda, dernekte, dergahta ve bargahta bol bol görürsünüz. (Günümüzde küreselleştiği söylenen dünyada, ne yazık ki ; insan hakları ve demokrasi adı altında “balarıları” bağlanmış, “eşekarıları” serbest bırakılmıştır. Eşekarısı huylu insanlar yetmezmiş gibi, ortalık yalaka “sinek” huylu insanlarla da dolup taşmıştır. Ne acı ki dünyanın dümeni bu huyu ve suyu bozukların eline geçmiştir. Her yer eşekarısı ve sinek huylu insanların (yaratıkların) işgaline uğramıştır.) Sinekler Sinekler zar kanatlıların en asalak, en ahmak ve en alçak türü olarak “yalaka” denilen insan tiplerine benzerler. Sineklerin bir çok türü vardır. Belli başlıları “karasinek” ve “sivrisinek” türleridir. Daha bir çok türlerinin arasında “çeçe sineği”, “atsineği” ve “büvelek sineği” gibi yaptıkları işlere göre isimlendirilenler vardır. Konumuz bu asalak yaratıkların etimolojisi değil, ne yaptıkları, neye yaradıkları ve kime benzedikleridir. Bir halk deyimi vardır : “Sinek küçüktür ama, mide bulandırır” derler. Evet küçüktür ama ; yapmadığı pislik, bulaşmadığı madde, ısırmadığı insan, taşımadığı hastalık yoktur. Karası gıdaları bozar, sivrisi sıtma bulaştırır, çeçesi insanları uyutur ve şark çıbanı yapar, büvelek cinsi ise büyükbaş hayvanları çıldırtır. Kısaca bu zararlı yaratıklar “haşere” olarak bilinir. Nerede olursa olsun, ister böcek cinsinden olsun, ister insan cinsinden olsun, haşereler ile savaşmak gerekir. Böceklerle yapılan savaş ; mal, can ve ürünleri korur, insan haşeresi ile savaşmak soy, sop, aile, toplum, ahlak ve inancı korur. Şu önemli noktayı hiçbir zaman unutmamalıyız : “Sinekler ; çalışmayan, üretmeyen, üretilmiş değerleri bedavadan tüketip kirleten, başkalarının sırtından geçinen, kültürsüz ve ahlaktan yoksun insanlara benzer”. (Sıtma ile savaşta sivrisinekleri değil, bataklıkları kurutmak anlayışı başarılı olmuştur. Bu başarıyı eğitim sistemimizde de görmek ; balarısı gibi çalışkan ve erdemli nesiller yetiştirmek, sorumluların vazgeçilmez görevi olmalıdır.) İnsanlar İnsanoğlu için yazılmadık yazı, söylenmedik söz kalmamıştır. Kalmamıştır ama, ne yazık ki ; “İnsan Denen Meçhul” bir türlü anlaşılamamıştır.2 İnsan çift kutuplu yaratılmıştır. Bir konumdan başka bir konuma geçen hareketli bir kalbe sahiptir. Onu kendisi değil, onu yaratan Yüce Allah bilir. İnsanlar, Kur’an terminolojisinde Yüce Yaratıcı Allah tarafından belli başlı şu üç ana gruba ayrılır : 1 – Müminler : (İnananlar), 2 – Kâfirler : (İnanmayanlar), 3 – Münafıklar : (İnanmış gibi görünenler). Yukarıdaki sınıflandırmada : “Müminleri balarılarına, kafirleri eşekarılarına, münafıkları da sineklere benzetirsek ; yerli yerinde bir benzetme yapmış oluruz”. Bu konuya daha açık ve analitik bir bakışla baktığımızda şu gerçeği görürüz : 1 – Balarıları : (İnanan ve güzel ahlak sahibi olan insanlara benzer.) 2 – Eşekarıları : (İnanmayan ve ahlak kuralları tanımayan insanlara benzer.) 3 – Sinekler : (İnanmış gibi görünüp gerçekte inanmayan dönek insanlara benzer.) İslam literatüründe bu konularda sayısız eser yazılmıştır. Bu eserlerden “Nefis Terbiyesi” 3 adlı eserde şöyle orijinal bir benzetme bulunmaktadır : 1 – Gıda gibi olan insanlar, 2 – İlaç gibi olan insanlar, 3 – Hastalık gibi olan insanlar, 4 – Zehir gibi olan insanlar. Bu benzetmeyi kısaca açarsak ; gıda ve ilaç gibi olan insanları balarılarına benzetebiliriz. Çünkü <<Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (gıda) çıkar ki, onda insanlar için “şifa” vardır.>> (Nahl, 16/69) Sinekleri de hastalık gibi olan insanlara benzetebiliriz. Çünkü sinekler mikrop yayar ve hastalıklara sebep olurlar. Eşekarılarını zehir gibi olan insanlara benzetebiliriz. Çünkü eşekarıları sokar, zehirler ve öldürür. (Nefislerini terbiye edenlerin ahlakları güzelleşir.)
Ey Allah’ım ! Bu Zararlıları Niye Yarattın ? İnsanların aklına, “Ey şanı büyük, kendi büyük Allah’ım ! Eşekarıları, sinekler ve onlar gibi daha nice zararlıları, hatta huyu ve suyu zararlılara benzeyen insanları niye yarattın ?” diye bir serzeniş akla gelebilir. Bilinmeli ki; “Her şey zıttı ile kaimdir (anlaşılır)”. Dünya düzeni eşler, çiftler ve zıtlıklar üzerine kurulmuştur. Yüce Yaratıcı’nın “Hikmetinden sual olunmaz”. Çünkü O’nun “Adetullah / Sünnetullah” diye bildiğimiz yaratılış yasalarında saklı sırlar bilinemeyecek, yeri ve zamanı geldikçe tecelli eyleyecektir (meydana çıkacaktır). Denilmiştir ki : “Hak tecelli eyleyince her işi asan (kolay) eder / Halk eder esbabını (sebeplerini) bir lahzada (bir anda) ihsan eder”.4 İnsanoğlunun aklına gelen bu yaratılış konusundaki sırlar, ayrı ve kapsamlı bir makale konusudur.5 (Şuna iyice inanmalıyız ki ; “Balarısı” gibi davrananlar imtihanı kazanacak, “Eşekarısı” ve “Sinek” gibi davrananlar kaybedecektir.) Sözün Özü Nedir ? Kur’an’dan örnekler gösterip, karakter yönüyle birbirine benzeyen, fakat ayrı ayrı canlılardan olan yaratılmışları kıyaslamış, böylece bir ahlak konusunu dile getirmeye gayret göstermiş bulunuyoruz. Kur’an temel ahlaki parametreler vererek insanı inşa etmekte ve onu balarısı gibi bal yapan, yararlı bir insan hâline getirmektedir. Temel konularda ipuçları vermekte ve : <<Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın.>> (Ali-İmran, 3/103) buyurmaktadır. O hâlde bize uzatılan ipe sarılalım, eşekarısı ve sinekler gibi olmayıp, balarıları gibi olmaya çalışalım. (Ne mutlu balarılarını örnek alanlara !) İhsan TEKOĞLUDipnot / Kaynakça : 1 – Mustafa İslamoğlu, (Sözün Gücü Mü ? Gücün Sözü Mü ?, s.12) 2 – Alexis Carrel, (İnsan Denen Meçhul) 3 – İbn-ul Kayyum el-Cevziyye, (Nefis Terbiyesi, s.67-69) 4 – “Hak tecelli eyleyince her işi asan eder / Halk eder esbabını bir lahzada ihsan eder” (Anonim) 5 – (Bu gizli sırlarla dolu konuyu iyi niyetle ve “Allah Kötülüklere Niçin İzin Verir ?” konu başlığıyla yazmaya gayret edeceğiz.) Favori olarak ekle (5) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 127 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |
||||
| Sonraki > |
|---|
| Anasayfa |
| Son Haberler |
| Köşe Yazarları |
| Ziyaretçi Defteri |
| Alucra Resimleri |
| Alucra Videoları |
| E-Posta |
| Mustafa Küçük |
| Ozan Arif |
| Hasan Sarıyer |
| Hüseyin Karataş |
| Salim Işıklı |
| Ruşen Aydeniz |
| Yusuf Fenerci |
| Mahmut Urkaç |
| Bayram Kantar |
| Teoman Yakupoğlu |
| Zülal Söylemez |
| Yazarlarımız |
| Değerlerimiz |
|
Mesaj gönderebilmek için login olmanız gerekli! Üye değilseniz lütfen tıklayın! |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |