Erfurt live Header8
Anasayfa arrow Köşe Yazarları arrow İhsan Tekoğlu arrow Elmayı Isırmak
Erfurt live Header10 Erfurt live leer0
DUYURULAR
  :: ŞAMPİYON GALATASARAY !!!   :: ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN   :: 17 MAYIS 2008 ALUCRA'NIN KADER GÜNÜ   :: Alucra Sevdası   :: Yine Eskilere Daldım...   :: Karabasan Gerimi Geliyor ?   :: ELEMAN ALINACAKTIR   :: ALUCRA'DA 3 YILDIZLI SENA OTEL HİZMETE AÇILDI   :: ALUCRA MESLEK YÜKSEK OKULUNUN KERMESİNE DAVET   :: ALUCRA VAKFINDA BAYRAK DEĞİŞİMİ
Ana Menü
Anasayfa
Haberler
Bağlantılar
İletişim
Arama
Ziyaretçi Defteri
Köşe Yazarları
E-devlet
Alucram
Adetlerimiz
Alucra'nın Tarihi
Coğrafi Durumu
İdari Durumu
Alucra'nın Yıllara Göre Nüfusu
Sosyal Gelişimi
Alucra'da Eğitim
Alucranın ağız özellikleri
Alucra'nın Ekonomisi
Yöresel Oyunlarımız
Alucra Sözlüğü
Halk Hekimliği
Halk Mimarisi
Halk Mutfağı
Manevi Değerler
Halkın Giyimi
Oyunlar
Atasözleri ve Deyimler
Bilmeceler
Efsaneler
Fıkralar
Oyun Havaları
Türküler
Alucra Şehitlerimiz
Sanatçılarımız
Mustafa Küçük
Ozan Arif
Hasan Sarıyer
Hüseyin Karataş
Salim Işıklı
Ruşen Aydeniz
Yusuf Fenerci
Mahmut Urkaç
Bayram Kantar
Teoman Yakupoğlu
Zülal Söylemez
Yazarlarımız
Alucralı Değerlerimiz
Değerlerimiz
Alucraca
ALUCRA Yöresinden türemiş kelimeler
Sohbet
Ayın Konuğu



http://www.puralweb.com/

Z. Defteri Son Kayıt
mustafa_k
(BAŞIMIZ SAOLSUN) ALUCRANIN CAMLIYAYLA KÖYÜNÜN OYUZMAHLESİNDEN GÜSÜMKULAK(SİVRİTEPE) HÜSEYİN GÜLEP E ALLAHTAN RAHMET AİLESİNE VE SEVDİKLERİNE BAŞSAĞLI
Site istatistik
 Alucra.com Memleketimin Sesi  Grup Toplam
 Yönetici ( 1 ) Yönetici 1
 Yönetici ( 1 ) Yönetici 1
 kayıtlı ( 2 ) kayıtlı 2
 misafir ( 5 ) misafir 5
   Toplam 9
Sitedekiler
holigan26, gokten


istatistikler
Son Üye  canım
Bugün  1
Bu Hafta  12
Bu Ay  52
 

Advertisement
Elmayı Isırmak PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 4
Kötüİyi 
Pazartesi, 17 Mart 2008

–<< Arayış  ve Anlayış >>–

        – Elmayı ısırmak ! –


          (Anlayış : Özel)

    (Bizim Giresun’un denizden uzak yöreleri, Alucra, Çamoluk ve Şebinkarahisar’da  fındık yoktur, erik çoktur. Yol boyunca bahçelerden yola sarkan dallardaki erikleri sahiplerinden habersiz koparıp yiyenleri kınamak için şöyle bir söz / atasözü vardır : “Dedesinin dişlediği / ısırdığı ekşi erik torununun dişini çalar / kamaştırır”. Bu söz, her ne kadar şeklen erik ısırılması için söylenmiş gibi görünse de ; aslında yanlış davrananları, hak hukuk tanımayanları, “Kul hakkı” nedir bilmeyenleri, “Helâl haram ver Allah’ım, senin kulun yer Allah’ım” diyenleri uyarmak için söylenmiş olsa gerektir. Dedesi hesabını verir, verir ama, ne yazık ki erik çalan dedenin yetiştirdiği torun eşkıya reisi olabilir. Soy temizliği biraz da helâl ve haram rızk ile bağdaşıktır. Günümüzde bu güzel öğüt ve uyarıları görmezden gelerek “Deveyi hamudu ile yutanlar” köşe başlarını tutmuş, “Doymak bilmeyen bir hırsla açgözlü kedi gibi kana bulanmış eğeyi yalamayı” sanat haline getirmiş bulunmaktadırlar. (1) İş o kadar ileri gitmiştir ki, “Koyunu kurt değil çobanlar yemeye başlamıştır” (2) Hazine ve emanet teslim edilenler ihanet etmiş, ne acı ki baş soyguncu olmuştur. Yeniler böyle, ya eskiler nasıldı ? Eskiler beyaz elbiseler içinde, beyaz atlara binerek bir daha dönmemek üzere gittiler. Onlardan geriye menkıbeleri kaldı. Bu eşsiz menkıbelerden (kıssalardan) birisini, hisse kapmak için “Giresun Dergisi”nin okuyucusu değerli bir kardeşimizin isteği üzerine konu olarak yazmaya ve işlemeye çalışacağız.)

Elmayı ısırmanın pişmanlığını duyan adamın hikayesi nedir ?
İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin babası Sâbit, gençlik yıllarında bile çok dindar, çok dürüst bir insanmış. Kimsenin hakkını yememeye dikkat edermiş, kul hakkından çok korkarmış. Onun yaşadığı bir olayı ahlâk ve kul hakkı yönünden ele alan kıssa şöyledir : <<Günlerden bir gün Sâbit bir nehir kenarında abdest alıyormuş. Kıpkırmızı, iri bir elmanın su üzerinde kayıp kendine doğru geldiğini görmüş. Tam önünden geçip gideceği sırada uzanıp elmayı almış. “Bismillah” diyerek elmayı iştahla ısırdığı anda onun bir başkasının malı olduğunu hatırlayıvermiş. Ağzındaki lokmayı tükürüp atmış. Ama elmanın suyu midesine inmiş bir kere. Gönlüne bir hüzün çökmüş. Sahibinin izni olmadan elmayı ısırmaması gerektiğini hatırlamış. Artık iş işten geçmiş. Gidip elmanın sahibini bulmayı ve ondan helâllik almayı düşünmüş. Suyun kenarını takip ederek elma ağacını aramaya başlamış. Saatlerce yürümüş. Sonunda nehir üzerine sarkmış bir elma ağacı görmüş. Bir elindeki elmaya, bir ağaçtakilere bakmış, evet yanılmamış, ısırdığı elmanın bu ağaçtan düşen bir elma olduğunu anlamış. Çitlerin çevirdiği bahçeye girmiş, elma ağacının sahibini bulmuş. Elindeki elmayı göstererek onu nasıl bulduğunu, ısırdıktan sonra onu yemeye hakkı olmadığını düşündüğünü ve şimdi helâllik dilediğini anlatmış. Bahçe sahibi de dindar, akıllı ve neyi niçin yaptığını bilen iyi bir insanmış. Aslında kendiliğinden nehre düşen bir elmayı yemenin din ve ahlâk bakımından sakıncalı olmadığını düşünmüş. Kendi kendine : “Acaba bu adam gerçekten samimi ve şüpheli şeylerden bile sakınarak Allah’tan korkan biri mi, yoksa riyakâr, ikiyüzlü ve gösteriş budalası bir adam mı ?” diye düşünmüş ve karşısındakini denemeye karar vermiş. Sonra da yüzünü ekşiterek :
− Ben sana hakkımı kolay kolay helâl etmem delikanlı ! Yalnız bir şartla mümkün olabilir,  demiş. Genç Sâbit, ürkek ve tedirgin bir halde sesi titreyerek sormuş :
 − Şartınız nedir ?
− Yanımda üç sene ücretsiz çalışacaksın. O takdirde sana hakkımı helâl edebilirim. demiş. Sâbit’in başka çaresi yokmuş. Midesine düşen o haram elma suyunu helâl ettirmek zorundaymış. Fazla düşünmemiş, bu ağır şartı kabul etmiş ve üç yıl boyunca elma sahibinin emrinde boğaz tokluğuna çalışmış.  Üç yıl tamam olduktan sonra Sâbit, bahçe sahibine demiş ki :
− İstediğiniz gibi üç yıl boyunca emrinizde çalıştım. Umarım artık bana hakkınızı helâl edersiniz.
Bahçe sahibi, karşısındaki delikanlının eşi bulunmaz insanlardan biri olduğunu bildiği için gönlü onu bırakmaya bir türlü razı olamamış.
− Bak, oğlum ! demiş Sâbit’e. Elmayı sana helâl edebilmek için bir şartım daha var. Onu da yaparsan sana hakkımı helâl ederim demiş. Sâbit merak ve üzüntüyle adamı dinlemiş ve :
− Buyurun, söyleyin. Şartınız nedir ?
− Benim çok dürüst, namuslu, namazında niyazında bir kızım var. Fakat kızımın elleri tutmaz, ayağı yürümez, gözleri görmez, kulağı da duymaz. Eğer onunla evlenmeyi kabul edersen sana hakkımı helâl ederim  demiş.
Bunca kusuru olan bir kızla evlenmek doğrusu çok zor bir şey olduğu için, bu teklif Sâbit’e pek ağır gelmiş. Ama üzerinde bir kul hakkı olduğunu bile bile yaşamak, bu durumda ölmek, Allah’ın huzuruna kul hakkıyla varmak Sâbit için daha kötü bir durummuş. Biliyormuş ki, Allah’a ortak koşmak affedilmiyor, bir de kul hakkı. Kul hakkına Allah karışmıyor, bu hakkın affını hakkı yenen kula bırakıyor. Ya kul affetmezse ne olacak ? Bunları düşünerek Sâbit boyun bükmüş ve :
− Peki, kabul ediyorum, yeter ki, bana hakkınızı helâl edin demiş.
Bir kaç gün içinde sade bir tören yapılarak Sâbit bahçe sahibinin kızıyla evlenmiş. Akşam olup ta zifaf odasına girince, karşısında dünya güzeli bir kızın ona gülümseyerek baktığını görmüş. Telaş ve şaşkınlıkla : “Eyvah, yanlış odaya girmişim” diyerek dışarı fırlamış. Karşısına kayınbabası çıkmış. Sâbit, yüzünün alı al, moru mor heyecanlı bir sesle :
− Özür dilerim, ben yanlış odaya girmişim demiş. Kayınbabası ise :
− Yok, yanlış oda değil oğlum. O kız benim kızımdır  demiş.
− Olabilir ama, bu kız bana anlattığınız kızınız değil. Söylediğiniz kusurların hiçbirisi onda yoktur.
Kayınbabası gülümseyerek şöyle söylemiş :
− Sana söylediğim sözler gerçek anlamda değil, mecâzi anlamda idi ey oğul. Kızımın elleri tutmaz sözü ile ; o, dinin helâl saymadığı hiçbir şeye dokunmaz demek istedim. Ayağı yürümez demekle ; kızımın meşru olmayan hiçbir yere ayak basmadığını anlatmaya çalıştım. Yabancı erkeklere bakmadığını, onlarla ilgilenmediğini anlatmak maksadıyla da gözlerinin görmediğini söyledim. Kulağı duymaz dediğimde de ; dedikoduya hiç iltifat etmediğini anlatmak istedim. Ben hamdolsun ki, hayatımda hiç haram yemedim, çocuklarıma da yedirmedim. Benim kızım her bakımdan mükemmeldir. O sana, sen de ona layıksınız. Allah sizi bahtiyar (mutlu) eylesin. Haydi eşinin yanına git, o sana, sen ona helâlsin demiş.
Bu sözleri duyan Sâbit bütün sıkıntılarını unutmuş, sevgili ve değerli hayat arkadaşının yanına gitmiş. İşte bu mutlu evlilikten büyük âlim İmâm-ı Âzam Ebu Hanife meydana gelmiştir (doğmuştur). >> (3)
Bu kıssa ile anlatılmak istenilen şey ; haramdan kaçınmanın, çalışarak helâl yollardan kazanmanın ne kadar güzel sonuçlar doğuracağıdır. Bu kadar inançlı, temiz, pak ve soylu insanların soyundan genellikle soylu evlatlar yetişir. Bu kıssa bir yönüyle de başkalarına ait malların, onların haberi veya rızası olmadan zorla ve hileli yollarla ele geçirilip yenilmesinin çok büyük haram olduğunu ifade etmektedir. Bu yolları deneyenlerin, kendilerine ve soylarından gelenlere kötülük ettiği kesinlikle bilinmelidir. (Bu düşüncelerin ışığında “Tuz kokmaz, asil azmaz” demişler.)

Haram nedir ?
Haram iki kısma ayrılır. Birincisi, aslı ve maddesi bakımından haram olan şeyler ki ; ölü eti, domuz eti, kesilirken Allah’ın adı yerine başkasının adı anılan hayvanlar, leş, akan kan, aklı örten içkiler gibi yenilen ve içilen maddelerdir. İkincisi ise ; aslında maddesi bakımından helâl olduğu halde, başkasına ait oluşu ve elde edilme yolları bakımından haram olan şeyler. Bu konularda Yüce Allah (c) : <<Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle (yollarla) yemeyin. Bile bile, insanların mallarından bir kısmını günah yollardan yemek için, o malları hâkimlere (görevlilere) rüşvet vermeyin.>> (Kur’an, 2/188-4/29) emrini vermekte ve : <<Kendi dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak ; “Bu helâl, şu da haramdır” demeyin. O zaman, Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah’a karşı yalan uyduranlar ise, kurtuluşa eremezler.>> (Kur’an, 16/116) buyurmaktadır. (“Rüşvet” haram da, ücret aldığı için yapmakla sorumlu olduğu halde görevini yerine getirirken alınan “Bahşiş” helâl mı ?)

Helâl nedir ?
Yasak edilmemiş, kazanılması için haram yollara başvurulmamış, kanunlara ve genel ahlâka uygun olan her şey helâldir. Yüce Allah bu konuda : <<Ey insanlar, yeryüzünde bulunan helâl ve temiz şeylerden yeyin, şeytanın adımlarını izlemeyin ; çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.>> (Kur’an, 2/168) buyurmaktadır. Helâl ve temiz şey meşru yollarla elde edilen şeydir. Alın teri ile çalışarak kazanılmış, kanunlara ve genel ahlâka uygun elde edilmiş, vergisi verilmiş her kazanç ve mal helâldir. Bu konuda da Hz. Peygamber şöyle buyuruyor : <<Helâl açıktır. Haram da açıktır. Aralarında şüpheli şeyler vardır ki, çok insan bunları seçip ayırmayı bilemez. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa dinini ve namusunu korumuş olur.>> (Buhari, İman, 39) (Rahat ortam ve zamanlarda “Azimet” yani zorluk, zor ortam ve zamanlarda “Ruhsat” yani kolaylık insanın kendi iradesine bırakılmıştır.)

Haram ve helâl her şeyin hesabı sorulacak mı ?
Evet sorulacak. Bilinmelidir ki, eğer gerçek helâllik alınmazsa, ısırıldığı için yenilmemiş dahi olsa bir elmanın da hesabı sorulacaktır. Konu ile ilgili geniş kapsamlı bir peygamber sözü (hadis) de şöyledir : Hz. Muhammed (s) <<Benim ümmetimin (Müslümanların) içinde müflis (iflas eden) o kişidir ki, âhirette Allah’ın huzuruna namaz, oruç, zekat gibi ibadetlerini yerine getirmiş olarak gelmekle beraber, bu kişi, öyle (günahlarla da) gelir ki, kimine sövüp saymış, kiminin kanını akıtmış, kiminin malını yemiş, kimine iftira etmiştir. İşte bu durumda onun ibadetlerinden elde ettiği sevaplardan alınıp bu hak sahiplerine dağıtılır. Eğer amelleri (sevapları) bu hakları ödemeye yetmezse, bu kişilerin günahlarından alınıp hak yiyenin günahlarına eklenir. Böylece (sevapları elinden gitmiş, günahları daha da artmış bir müflis olarak) kaldırılıp cehenneme atılır.>>  (Müslim, Birr,15)  (Allah’a ve O’nun elçisine inandığını söyleyip te ; nefsine yenilerek helâl haram ayırımı yapmayanlara ne demeli ? Ya inanmayanlar ? Onlar inanmadıkları için kendilerini seküler ahlâkla sorumlu sayarlar !)
Sakın ha ! Elin elmasını ısırmayalım !
Dönüşü olmayan bir yola girdikten sonra, hesap verirken hiç  bir aracının (şefaatçinin) aracılık yapamayacağı bir günden kendimizi koruyalım. Sakın ha ! Değil elin elmasını yemeyi, bile bile ısırmayı düşünmeyelim. Musalla taşında imam efendinin “Hakkınızı helâl ediyor musunuz ?” sorularına verilen “Helâl olsun !” cevapları ile kurtulacağımızı düşünmeyelim. Hak iade edilmedikçe helâllik geçersizdir. İyi bilinmelidir ki hesap gününde ; <<Kim zerre kadar hayır (iyilik) yapmışsa karşılığını görür. / Kim de zerre kadar şer (kötülük) yapmışsa karşılığını görür.>>  (Kur’an, 99/7,8)  buyruğunu duymazdan gelmeyelim. (Akıbeti Allah (c) bilir.)

İhsan Tekoğlu

Dip Not / Kaynakça  :  

1 – Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, (Gençlerle Başbaşa)
      

2 – Yahya Efendi, (Kanuni’ye Mektup, “Neme lâzım”)


3 – Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir,  (Elma Suyu)
Favori olarak ekle (6) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 167 | Yazdır | E-posta

  Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

 
Sonraki >
Sohbet


Mesaj gönderebilmek için login olmanız gerekli!
Üye değilseniz lütfen tıklayın!































Avukatınız Köşesi
Doktorunuz Köşesi
Şiirler
Lütfen şiirlerini görmek istediğiniz şairin baş harfine tıklayın
A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P Q R S Ş T U Ü V W X Y Z

Popüler Şairler
Popüler Şiirler
Erfurt live leer
Erfurt live leer
Erfurt live unten Erfurt live leer Erfurt live unten

Design by: yil@dry