|
Bu yazı 348 defa Okunmustur
Bundan asırlar önce; Karınca, İbrahim Peygamber için yakılan ateşe bir damla su taşıyarak tarafını belli etmeye çalışırken, Nemrut taraftarları ateşe odun atıyordu. Kazanan İbrahim Peygamber oldu. Bir için, birlik için, Hak ve hakkaniyet için mücadele veren oydu çünkü.
***
Bu gün için ise; Fitne ateşinin ortasına atılmış olan, her karış toprağı şehit kanları ile sulanmış Vatanım. Fitne ateşinin büyümesine şahsi ikballeri için Taraf olanlar odunları üst üste koyup, körükle büyütüyor.
Karıncaların ise su yolları kesilmiş…
***
Geçmişi unutanlar, unutturanlar ile, bu gün paylaşmayı unutup, çıkarları için yaşayan, yarışanlar, geleceğe
bir şey bırakamazlar. Çünkü ellerinde geriye bırakacakları bir şey kalmaz.
***
Beyinleri çalışmayanlarla, beyinlerinin tek lobu çalışanlara sözüm yok! Onları bir kenara koyalım. Benim aklını çalıştıranlara bir çift sözüm olacak. Beyler, Türkiye Cumhuriyeti son hızla, bir ayrışmaya, bir çatışmaya götürülmek istenmektedir. Benlik ve bencillik o kadar açık bir şekilde nefislere hakim olmuştur ki, her yaşayan fert ben demekte; “Ben yoksam onlarda yok olsun.” demektedir. Oturduğunuz altın kafeslerden çıkıp şöyle bir etrafınıza bakar mısınız lütfen.
*** Çıkıp baktığınız, Ne gördünüz? Ne gördünüz, ben söyleyeyim mi? Ben’i ve ötekileri gördünüz. Kendinize benzeyen ben’e gülümsediniz. Ötekiyse surat astınız, hadi git, düş yakamdan der gibi el salladınız. Doğru mu?
*** Hastane koridorlarında, poliklinik bekleme salonlarında bile.muayene olmak için beklerken, birbirleri ile tartışan hastaların sosyal dertleri kimin umurunda? Komşusunu görünce selamlaşacağı, hal hatır soracağı yerde, kendi gibi düşünmüyor diye, görmemezliğe gelip, başını çevirip geçen; “Nasılsın?” denildiğinde ise, “Git işine.”der gibi el sallayan komşuların birbirlerini ötekileştirmesi kimin umurunda. Her şey ben’e gelmiş kilitlenmiş.
*** Bir televizyon programında, yarışmacıya Acun soruyor. “Var mısın, yok musun?” Yarışmacı düşünüyor, dakikalarca , ihtimal hesapları yapıyor. Varım dersem ne kazanırım, ne kaybederim. Yok um dersem ne kaybederim, ne kazanırım.
***
Milletin Meclisinde ise durum farklı. Oturumu yöneten başkan vekili her şeyi otomatiğe bağlamış. Soruyor. “Kabul edenler, etmeyenler?” Kafasını kaldırıp, el kaldıranlara bakmıyor bile. “Kabul edilmiştir, öteki maddeye geçiyorum.”diyor. Şartlandırılmış ellerin nasıl kalkıp ineceğini biliyor ama dudaklarından çıkan sözlerin şartlanmışlığı umurunda bile değil.
Durum: Komuta göre kalkıp inen eller, otomatlaşmış dudaklar.
***
Milletin vekili kürsüde konuşanı dakikalarca alkışlıyor. “Niye alkışladınız?” diye soranın yüzüne ise vekil alık, alık bakıyor. Durum: Ehliyetsiz ellerde; Her geçen ele göre değişen bir eğitim sistemi ile, seksen küsur yıllık Cumhuriyet tarihinin geldiğimiz şu noktaya bir bakın…
*** Bütün bunlar; Yukarda yazdıklarım, dün sağlık bakanını daha rahat yumruk atabilmek içi, ceketini çıkarmaya çalışırken, televizyonda görmemle, bir film şeridi gibi, bir anda gözlerimin önünden gelip geçti. Yer Büyük Millet Meclisi idi.
Kürsüde Başbakanımız vardı. Kin ve nefretini ötekine karşı kusuyordu. Tartışılan memleketin hangi mühim meselesi idi, atılan yumruklar milletin hangi sosyal hakları için atılıyordu anlayamadım. Ortada bir gösteri olduğu kesindi ve başbakan kavga için önünden geçenlere; Nereye beyler, oturun oturduğunuz yerde demediği gibi öbek öbek geçenleri görmüyordu bile. Şahsi ikballerini düşünerek, liderlerinin gözüne girmek isteyenlerle, liderlerinin gözünde yerlerini sağlamlaştırmak
isteyenler, ötekileri arkadan ve önden kuşatmış yumruklamakta idi. Görüntüye ve gürültüye sinirlerim daha fazla dayanamadı.
Zapladım. Bir başka kanal karşımda. Görüntü gene büyük millet meclisinden. Kürsüdeki; Türkiye Büyük Millet Meclisi başkan vekili. Bayan. Genel kurula, meclisi nasıl yöneteceği konusunda bir bakanın verdiği talimatı anlatıyor. Dokunsanız ağlayacak. İçim yanıyor, ellerim titriyor. Televizyonu kapatma düğmesine basarken; “Vah ülkem vah, bu günleri de mi görecektin?”diyorum.
***
Takke düşmüş kel görülmüştür. İktidarın ve başının bu millete vereceği hiçbir şeyin olmadığı, apaçık ortadadır. Bundan sonra yapacakları milleti sindirmek ve susturmaktır. Baş örtüsü deyip, istismar edecektir. Barış ve kardeşlik deyip, ayrıştıracak ve kapıştıracaktır. Terörü savaş gösterecek, asker nefsi müdafaa ya çekilirken, PKK.meşrulaştırılacaktır. Ve bundan sonra usta demogoglardan çok güzel demogoji örnekleri göreceğiz. Usta kalemlerden okuyacağımız senaryolar, dudakları uçuklatacak. Ağzımız hayretten açık kalacak.
***
Beyler! Entel beyler. Dantel beyler. Bütün değerlerimizi yabancı hayranlığı nedeniyle rafa kaldıran beyler. Hadi biz varlıksız, anlama ve anlatma özürlüyüz. Sizler ne yapıyorsunuz? Bu vatanın evlatlarını, bu milleti bir arada tutacak, bir olup birlik olacak hiç mi ortak yanınız yok? Demokrasi ve liberalizm ferdi özgürlükler alabildiğine yayıp, aileyi ve ahlakı ortadan kaldırıp, ortak kültür değerlerini dışlayıp, milleti yok etmek demek mi? Göz göre, göre, çatışmaya yok olmaya gittiğimizi görmüyor musunuz? Çuvalcı general sadece birkaç askerimizin başına çuval geçirtti zannediyordum. Sizlerin başına da torbamı geçirtti. Ne olur şu yanar, dönerliği bırakın! Ve bitirin şu ayrılık ve gayrılıkı. Biliyor musunuz, bir olup, birlik olmazsanız. Dağılacak, savrulacaksınız! Sizin yüzünüzden, milyonlarca şehit vereceğiz. Örnek mi istiyorsunuz? İşte size İRAK. Getirilmek istendiğimiz nokta da bu. Bizden söylemesi. Biz kim miyiz? Vatandaş Ahmet, vatandaş Mehmet. Mustafa Kemal’in askerleri. Sevgi/Saygı bizden Ahmet Salih DEMİRÖZ 07/02/2010
Aşağıdaki ikonlar aracılığı ile bu sayfayı sosyal paylaşım sitelerinde paylaşabilir, herhangi bir mail adresine yollayabilir veya sayfayı favorilerinize ekleyebilirsiniz... çıktı alabilirsiniz...
|