1998 Yılı kış ortalarında Yalova Esenköy’de bahçeli yazlık bir ev aldım. Ve o yıl baharda bahçeyi süslemek ve güzelleştirmek için eşimle birlikte bir-kaç gülfidanı almak amacıylaBahçe Kültürleri Merkezine gittik. Beni hoş bir sürpriz bekliyordu. Yıllarca görmediğim ve üniversite yıllarından arkadaşım olan Cafer Barlas’a rastladım. O da beni merkezi gezdirdikten ve çeşitli bitkiler hediye ettikten sonra tanıştırmak amacıyla Müdür Bey’e götürdü. İşte asıl size anlatmak istediğim hoş sürprizi ise burada yaşadım. Daha odaya girer-girmez sanki bir ‘Alucra’ lafı duymuştum. Müdür Bey’in odasında kendisi dışında -sonradan merkezde ziraat mühendisi olarak çalışmakta olduklarını öğrendiğim- iki kişi daha vardı.
Tanışma faslından sonra hemen sordum:
—Biz odaya girdiğimizde Alucra’dan mı söz-ediliyordu, acaba ben mi yanlış duymuştum?..
Müdür Bey; soruma-soruyla karşılık verdi:
—Evet, Alucra’dan söz ediyorduk, daha doğrusu Alucra’nın Cevizinden.. Neden sordunuz ki Mehmet Bey, yoksa siz Alucralı mısınız?
—Evet Alucralı’yım...
—Mehmet Bey bu iki arkadaşımızı Alucra’ya gönderdik ve yaptığımız çalışmalar sonucunda Alucra Cevizinden yeni bir ceviz fidanı ürettik. Bize göre Dünyan en iyi cevizi Alucra’da yetişir.
Bu arada diğer iki Mühendisle başlarıyla müdür beyi tasdik ediyorlardı
Bir yanlışlık olmasın diye “-Şebinkarahisar..” diyecek oldum daha sözümü tamamlayamadan —Hayır Mehmet Bey Alucra Cevizi.. Dediler.
Sohbet çaylar eşliğinde giderek koyulaştı..
Orada konuşulanlardan hatırımda kaldığı kadarıyla;
Toprak yapısı, havası ve suyuyla uzmanların söylediğine göre dünyanın en iyi cevizlerinin yetiştiği Alucra’da; özel bir ihtimam istemeyen, neredeyse kendi halinde yetişen ve bir-kaç yıl içinde meyve veren, üstelik meyve ve ağaç olarak fındıktan da daha değerli olan ceviz ekimi neden yapılmazdı ki?
Sözü fazla uzatmayayım. Kültür merkezinden çıkarken elimde bir ‘Alucra Cevizi fidanı’ vardı. Buna en çok gerçek bir Alucra sevdalısı olan eşim Nezahat Hanım sevinmişti. Onların köydeki evlerinin önünde de bir çift ceviz ağacı vardı. Bu bizim için çok özel ve anlamlı fidanı -büyük bir özenle- bahçemizin en güzel yerine diktik. Eğer Nezahet Hanım köyü dışındaki bir toprağı benimsediyse bunun sebebi işte bu ceviz fidanıydı. Üç yıl içinde bize Alucra cevizi yemek kısmet oldu. Ben bilmiyorum ama Nezahet Hanım, bizim cevizin tadının köydeki kendi cevizlerinin tadıyla aynı olduğunu söylüyor..
***
Geçen yaz evi sattık. Misafir odamızdaki büfede ceviz ağaçlı bir resmi ise duruyor.
Haa! Bir de yeni sahibiyle her konuşmamızda o’nu soruyoruz “nasıl?” diye.. Şimdilerde bir hayli boy atmış, serpilmiş..