Cari açık; bir ülkenin gelirinden fazla giderinin/harcamasının olmasıdır. Cari açığın esas kaynağı dış ticaret
açığı yani ithalatın ihracattan(*) fazla olmasıdır. Gurbetçi işçilerimizin tasarruflarından gönderdikleriyle turizm
gelirleri gibi girdi sağlayan diğer faaliyetlere rağmen döviz dengesinin hala eksi bakiye vermeye devam etmesi
‘cari açığı’ oluşturmaktadır.
Türkiye’nin 2007 yılsonu itibarıyla dış ticaret açığı 60-Milyar $, cari açığı ise 38-Milyar $’dır. Demek ki;
üzerinde durulması gereken iki konu var: İthalat ve Açığın Finansmanı..
*Önce dış ticaret açığına dolayısıyla da cari açığa neden olan ithalatın yapısına bakarsak: Tüketim ithalatının toplam ithalattaki payı -kamuoyunda algılanan veya söylenenlerin aksine- % 10 civarında olup, iç piyasanın terbiye edilmesi, geniş tüketici kitlesinin korunması, yüksek vergiler nedeniyle kamuya finansman sağlaması ve enflasyonun düşürülmesi bakımından faydası bile var.
İthalattaki esas ağırlık ise enerji, teknoloji ve ara mallarından oluşmaktadır ki, bu da oldukça hayra alamettir. Nitekim son 4-5 yıldır rekor düzeyde ihracat ve büyüme sağlanmaktadır. Yani dış kaynaklar doğru biçimde kullanılmaktadır. Kaldı ki; üretim için de ihracat için de ithalat yapma zorunluluğu vardır.
Son yıllarda kamu tasarruf yaparken özel sektör ise özellikle yenile(n)me/makine ve teçhizat yatırımları ile ara mallar ithalatına devam etmektedir. Bu arada, ithalattan alınan ‘yüksek oranlı vergilerin’ kamu maliyesine ciddi biçimdeki katkısını da belirtmeliyiz.
Olaya bir de tersinden bakarsak: Cari açığın alternatifi yavaş büyüme, işsizlik ve sonuçta en hafif deyişle sosyal huzursuzluktur. Nitekim ülkede bir kriz çıkması halinde döviz kuru ve faizler artacak, yatırımlar yavaşlayacak, dolayısıyla cari açık kendiliğinden düşecektir ama tıpkı 2001de olduğu gibi işsizlik de artacaktır.
* Cari açığın finansmanına gelince; Cari açık, yabancı sermaye ile kapatılır. Kaliteli yabancı sermaye yatırım sermayesidir. Kısa vadeli olan, özellikle de Borsa kanalıyla -hisse senedi ve tahvil alımı şeklinde- ülkeye giren, yabancı sermayeye ‘emanet yani sıcak para’ denir.
Dalgalı kur rejimi, sıcak paranın oynaklığına karşı -kısmen de olsa- etkili ve gerekli bir önlemdir. Gönül ister ki, cari fazla verelim ve finansman sorunu yaşamayalım veya en azından yatırıma yönelik doğrudan yabancı sermaye ile açığı kapatalım.
Ülke, bu bağlamda ne kadar risk taşırsa uluslar arası fonlar da o denli risk almaktadır. Yani ‘risk’ karşılıklıdır. Yabancı sermaye riski azaltmak için istikrarlı ve güvenli bir ortam arar. Örneğin, Eski Rusya’ya, Mao’nun yönettiği Çin’e, günümüzde de Küba’ya, K.Kore’ye falan gitmez.
* Sonuç olarak; kaynaklar doğru kullanıldığı ve büyüme devam ettiği sürece ‘cari açıkta’ herhangi bir tehlike yoktur. Büyümenin devam etmesi ise -yukarıda da belirttiğimiz gibi- istikrara ve güven ortamının devam etmesine bağlıdır.
Şimdilerde ihracat artışına paralel olarak nisbi azalma trendine girmiş bulunan cari açık; petrol fiyatlarının düşmesi ve yenile(n)me yatırımlarının yavaşlamasıyla sorun olmaktan çıkmaya aday gözükmektedir.
Eğer değerli yeraltı kaynaklarımız -son yıllardaki gibi- artan bir ivmeyle harekete geçirilebilirse zaten bir sorun kalmayacak demektir. Ancak bunun da; gelecek kuşakların hakkı bakımından sosyal bir maliyete tekabül ettiği unutulmamalıdır.
Dolayısıyla;kalıcı çözüm -kuşkusuz- tükettiğimizden fazla üretmek, tasarruf ederek Dışsatımla cari fazla vermektir.Tıpkı ‘Çin’ gibi, ‘Japonya’ gibi.. Bunun için de tek bir yol var:Çalışmak, çalışmak ve üretmek..
(*) Değerli okurlar; gençler bilmez, bizim kuşağın üniversite yıllarında yani ’70-lerde, şimdilerde sözde ulusalcı olan eski
komünistler, -inanılır gibi değil ama- o zamanlar “madenler gibi benzeri ülke kaynaklarının emperyalistlere peşkeş çekildiği ve
ürünlerdeki ucuz işçilik nedeniyle de emeğimizin sömürtüldüğü” gerekçesiyle ihracata karşı çıkmaktaydılar.