|
Türkiye, yakın geçmişte 1994, 1999 ve 2001 yıllarında üç kriz yaşadı. Bunlardan 1999-yılındaki krizi Asya/1997 ve Rusya/1998 yani dış kaynaklı ama 1994 ve 2001 krizleri tamamen bizim kendi-kendimizi çıkarttığımız krizler. Ne yazık ki; şimdilerde -özellikle Ocak/2007’den itibaren- yeni bir kriz çıksın diye elden gelen her-şey yapılıyor. Neler Yapıldı? · Nokta Dergisi tarafından ortaya çıkartılan ve Emniyet’çe de gerçekliği kanıtlanan 2004-yılındaki ‘Sarıkız ve Ayışığı’ kod adlı darbe girişimleri · Ergenekoncular tarafından yapılan Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi’ne saldırı provokasyonu · Başta Hırant Dink olmak üzere içerde karmaşaya, dış dünyada ise prestij kaybına neden olabilecek türden azınlıklara yönelik cinayetler · Cumhuriyet Mitingleri, E.Muhtıra ve 367-saçmalığı ve mecburen Erken Seçim · Sırf seçimler ertelensin diye Hükümetin üzerinde kurulan K.Irak’a harekât baskısı, olmadı bu defa CHP-MHP koalisyonu senaryosu, fakat seçmenlerin % 47’lik taa Çin’den duyulan o kallavi şamarı karşısında uğranılan hayal kırıklığıyla halka ‘bidon kafalılar’, ‘göbeğini kaşıyan adamlar’ şeklindeki ağır hakaretler eşliğinde ortalığı karıştırmakla görevli, Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan saldırılardaki bağlantısı ortaya çıkan ‘Ergenekoncular’ hakkında açılan soruşturmanın kızgınlığıyla da beklenen fakat bir türlü çıkmayan ‘ekonomik kriz’in verdiği moral bozukluğuyla artık son çare olarak görülen Cengiz Çandar’ın deyimiyle ‘Yargı darbesi’ yani açılan kapatma-davası.. · ..Ve son olarak Yargıtay tarafından verilen ve Danıştay’ca da desteklenen ‘Y.Muhtıra’ Hemen belirtelim ki, eğer yukarıda sıraladığımız bir 367-vaka’sı yahut bir muhtıra ya da iktidar partisi için açılan kapatma davası gibi benzeri olaylardan bir veya birkaçı daha önceki dönemlerde olsaydı şimdiye kadar borsa çökmüş, döviz ve faizler yükselmiş, işsizlik oranı ise çoktaan % 20’leri aşmış olurdu. Hele petrolün fiyatının durmaksızın artmak suretiyle, rekor üstüne rekor kırarak 130 $’ı geçtiği, Dünya’nın nüfusunun yarısının yaşadığı başta Çin ve Hindistan olmak üzere Uzakdoğu ülkelerinin ekonomilerindeki gelişmelere paralel olarak artan talepleri nedeniyle tavan yapan hammadde ve emtia fiyatları ile küresel ısınma nedeniyle gıda fiyatlarının öngörülemez ölçüde yükseldiği, kısaca; Dünya Ekonomisi’nin pek de iyi seyretmediği hatta resesyon iddiaları ile güven ortamının sarsıldığı ve buna bağlı olarak da piyasalarda yaşanmakta olan likidite/kredi krizi ile durgunluk içinde enflasyon baskısının tüm Dünya’da hissedilmeye başlandığı bir konjonktürde.. 2001-Yılında Anayasa kitapçığının fırlatılması ile neler yaşandığını, nasıl bir kriz çıktığını hatırlayalım lütfen! Neden Kriz Çıkmadı, Çıkmıyor? Geçen hafta bu köşede, kriz mafyasının tüm uğraşlarına rağmen neden bir türlü kriz çıkarmaya muvaffak olamadıkları(nın) üzerinde durmuş ve Türk Ekonomisi geçmiş yıllardaki gibi artık ‘kırılgan’ bir yapıya sahip olmadığını hatta AB’nin 6’ncı büyük, küresel ölçekte ise Dünya’nın sayılı ekonomileri arasında yer aldığını ve bu noktaya gelinmesi için son beş yılda gerçekten de çok önemli adımlar atıldığını örnekleriyle anlatmış ve ayrıca ekonominin bu seviyeye gelmesinde yadsınamaz etkileri olan yabancıların doğrudan yatırımlarının gerçekleştiği Cumhuriyet tarihinde bir rekor yıl olan 2007’deki birçok olumsuz gelişmeyi -seçimlerin de etkisiyle- pek ciddiye almadıklarını da ilave etmiştik. Ya Çıkarsa!. Kapatma davasıyla birlikte -henüz soğukkanlılıklarını yitirmeseler de- yabancıların, ittihatçıların kontrolündeki sistemin ne denli otoriter bir rejim olduğunu, dolayısıyla işin ciddiyetini artık kavramaya başladıkları görülmektedir. Bu demektir ki; şimdiye kadar bir kriz çıkmadı ama bu çıkmayacak anlamına gelmiyor! Nitekim doğrudan yabancı sermaye girişi/yatırımları 2008 ilk çeyrekte 4,4 Milyar $ iken bu rakam 2007 ve 2008 senelerinin Ocak-Mart dönemlerinde 9,4 Milyar $ olarak gerçekleşmişti. Demek ki; yabancı yatırımcılar, ülkemizi artık daha az güvenilir buluyorlar. Dolayısıyla büyüme oranının 2007’ye oranla daha düşük olacağı tahmininde bulunmak için ekonomist olmaya gerek yoktur. Faizler % 13’lerden % 20’lere, Borsa/Ulusal 100 Endeksi ise 60 Binlerden 40 Binlere geldi. Dünya faiz indirirken, bizim MB’sı faizleri yükseltmek zorunda kalıyor. Faizlerdeki 1-puan artışın ekonomiyi ne kadar tahrip ettiği ise herkesçe malum! Enflasyon başını kaldırdı, döviz ise pusuda bekliyor. Faizler yüksekken, enflasyon nispi olarak düşse de zaten güven vermez. Kalıcı istikrar ‘düşük faiz-düşük enflasyon’ demektir. Faizi yüksek olan ekonomiden beklentiler de düşük olur! Görünüş o ki; şimdiye kadar bir kriz çıkmadı ama bu çıkmayacak anlamına gelmiyor ve sanki eli kulağında bekliyor. Piyasalar, -her ne kadar soğukkanlılığını korumaya çalışsa da- göstergeler eşliğinde adeta ilk işaretleri(ni) veriyor.. Kriz Ne Zaman Çıkar? Başbakan ülkede bir ekonomik kriz çıkmasın, piyasalar bozulmasın diye “Türkiye kazanacaksa, biz kaybedelim” diyerek, bir adım atmaksızın yani Anayasayı falan değiştirmeden kaderine razı bir şekilde bekliyor ya.. İşte Tayip Bey’in büyük yanılgısı bu.. Halbuki Ak Parti kapatılırsa oluşacak kaos ortamıyla birlikte kriz çıkar ki, işte o zaman 6-yıllık emekler (MB=100 Milyar $, İşsizlik Sigortasındaki 35 Milyar $, İhracat=125 Milyar $, Kişi Başına 9.500 $) boşa gider. Kriz Çıkarsa N’olur? Önce finans piyasaları çöker; şirketler hızla değer kaybeder yani borsa düşer, büyük ve küçük tansiyon faiz ve dövizin yükselişi önlenemez, borçlanma maliyetleri artar ve dolayısıyla kaçınılmaz son; kriz’dir. Krizle birlikte makro ekonomik göstergeler bozulmaya başlar; büyüme yavaşlar, enflasyon yükselir, Borsa’nın servet etkisi menfi olarak çalışmaya başlar ki, varlıkların/gayr-ı menkullerin değerleri süratle erozyona uğrar, emlak fiyatları düşer. İşler durur, piyasada gerçekten de yaprak kımıldamaz. Üretim ve ticaretin yavaşlamasına paralel olarak işçi çıkarmaları gündeme gelir ve bir anda işsizlik oranı % 20’leri aşar. Krizin bir diğer anlamı da ‘kaos’ demektir ki; işte böyle bir ülke yönetilemez! Sonuç Şu anda Dünya’da ilk kez ve aynı anda 3 kriz birden yaşanıyor: 1. Finansal, likidite ve kredi krizi 2. Enerji, hammadde ve emtia ile gıda krizi 3. Büyümenin yavaşlamasıyla birlikte durgunluk içinde enflasyon krizi Dünya’daki tüm olumsuz koşulların üstüne bir de bizdeki ‘Devlet krizi’ni eklersek hiç arzu edilmeyen sonuçlar kendiliğinden oluşacaktır. Türk ekonomisinin sürdürülebilir yüksek büyüme oranları ile buna bağlı olan yeterli istidamı sağlaması için; bütçe disiplini ile fiyat istikrarı kadar, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının senede en az 25 milyar $’ seviyelerinde gerçekleşmesi gerektiğini daha önce belirtmiştik. Nitekim Başbakan da geçtiğimiz günlerde bu hususa dikkat çekerek, yaşanılan olaylar nedeniyle bunun artık bir hayal olduğunu ifade etti. Üstat Süruri’nin deyimiyle “sebebi bilmeyen, sonucu yorumlayamaz.” Sebep ise belli: Göz göre-göre içine itildiğimiz siyasi istikrarsızlık!, Bunun için kriz mafyası elinden geleni ardına koymayarak her yolu denedi, her şeyi yaptı. Eğer ülke bir kaosa girerse sorumluluk da tabi ki sonuca sebep olanlarındır. Sonuca sebep olanları ise en iyi millet takdir edecek ve tarih mutlaka en doğru hükmü verecektir. Netice itibarıyla güven ortamı ve siyasi istikrar sağlanmadıkça aynı filmi birçok defa izlememiz mukadderdir. İstikrarı sağlamanın yolunun ise ülkenin hukuk devleti olmasından, yani resmi ideolojiden arınmış -mili iradenin tam olarak tecelli ettiği- demokratik bir rejim yapılanması ile böyle bir toplumsal kültürden geçtiğini artık anlamamız gerekiyor.. Sizce bu olabilir mi? Ben -her şeye rağmen- henüz ümidimi kaybetmedim!. Ya siz?
Favori olarak ekle (5) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 248 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |