|
ÖZELLEŞTİRME-DEMOKRASİ İLİŞKİSİ “ Özelleştime, komünizmin kalbine sıkılan kurşundur! ”/ Süruri
Giriş: Benim anlayışıma göre; yazının başlığında önce Demokrasi kelimesi yer almalıydı. Ancak güncel olduğu için Özelleştirme başlıkta Demokrasi kelimesinin önüne geçti. Görsel ve yazılı basında özelleştirme ile ilgili bir-çok tartışma izliyor, zaman-zaman da çoğunluğunu eski komünistlerin oluşturduğu ‘ulusalcılık’ akımının körüklemesiyle tartışmaların hararetinin arttığını gözlüyoruz. Telecom ve Tüpraş’ın ardından Ereğli daha sonra da sırasıyla Petkim ve THY ile Kamu Bankalarının özelleştirilmelerinin realize edileceği dikkate alındığında konunun, daha uzun bir süre gündemde kalacağı ve buna bağlı olarak da tartışmalarının dozunun giderek artacağı anlaşılıyor. Tartışmaların baş aktörleri ise öncelikli olarak siyasetçiler. Bunları medya mensupları ile sendika temsilcileri takip ediyor. Tartışmanın -doğal olarak- tarafları yani yandaş ve karşıtları var. İsterseniz önce tarafların görüşlerini özetleyelim ve daha sonra da tartışmalarda hiç değinilmeyen veya kasıtlı olarak göz ardı edilen Özelleştirme-Demokrasi ilişkisine geçelim. Tarafların Görüşleri: Kısaca değinmek gerekirse ; Karşıtlar, “..Özelleştirmeye konu kuruluşların milli birer değer olduğunu, fiyat belirleme politikalarıyla piyasayı düzenleyici rolleri yanında istihdama katkıda bulunmalarıyla da sosyal işlevlerinin bulunduğunu ayrıca söz konusu kuruluşların bir kaç yıllık karları karşılığında çok ucuz fiyatla –üstelik de- yabancılara satılarak adeta ‘peşkeş’ çekildiğini..” ifade etmekte; hatta bazı fanatik ve yılmaz karşıtlar, eleştirilerinin boyutunu zaman-zaman Atatürk’ün mirasına ihanet ile Yüce Divan tehdidine kadar götürmektedir/ler. Yandaşlar ise -nedeni anlaşılmaz bir şekilde- mahcup bir eda’yla ; “..KİT’lerin, siyasetçilerin eş-dost ve yakınları için istihdam alanları olduğunu, ayrıca finansman yetersizliği nedeniyle kuruluşlara gerekli yatırım yapılamadığı için teknolojinin gerisinde kaldığını, her iki nedenden dolayı da buraların verimsiz çalıştıklarını..” ifade ederek cılız bir sesle savunma yapmaktadır/lar. Tabii.. bir de “ama..” diyerek söze başlayan Yiğit Bulut gibi benim ‘sahte özelleştirme’ diye nitelendirdiğim halka arzı savunanlar ile yine “özelleştirelim ama..” diyerek söze başlayan ve “..Cumhuriyet’in değerlerini koruyalım, Stratejik Kuruluşları hariç tutalım, Yabancı Sermaye’ye sınırlama getirelim..” gibi benzeri argümanlarla yandaşmış gibi gözüken aslında karşıt olanların varlığını da unutmamak lazım! Dikkat edilirse; karşıtlar yelpazesinde, benim ‘entegristler’/kendilerini bir ideolojiye hapsedenler/ diye tanımladığım MHP’den SP’ne, CHP’den İP’ne, siyasetin en sağından en soluna kadar ulusalcı koalisyon’un tüm aktörleri yer almaktadır. Bunların ortak paydası ekonominin liberalize olmasına karşı olmalarıdır. Özelleştirmeye karşı çıkmak -ortak payda olsa da- karşı olmanın ideolojik ve içgüdüsel nedenleri farklıdır. Sol, özelleştirmenin, Devletçiliğin diğer anlamı ile “Sosyalizmin kalbine kurşun sıkılması” ve bunun da ideolojik anlamda bir tükenişi ifade ettiğini çok iyi bilmektedir. Sağ ise ekonomik gücü elinden alınmış bir Devletin kutsiyeti’ne gölge düşeceği ve otorite zaafına uğrayacağı inancı’yla özelleştirmeye şiddetle, belki de sol’dan bile daha fazla karşı çıkmaktadır/lar. Dindarlık ile Yurtseverliğin dışındaki Irk ve Din Milliyetçiliği’nin yabancı sermayeye olan düşmanlık boyutunu da bunlara eklersek, karşı olmanın psikolojisini daha iyi anlayabiliriz. Günümüz dünyasında klasik anlamda Sağ ve Sol’un kalmadığını, İdeolojilerin öldüğünü biliyoruz ama ortalığa pis kokular yayılmaması yani cenazelerin defni için ‘hızlı özelleştirme’ şart. Biliyoruz ki; inancımıza göre de, cenazelerin erken kaldırılması da çok makbuldür. Gelelim; benim tartışmalarda eksik gördüğüm ve yazımızın konusu olan özelleştirme-demokrasi ilişkisi’ne: Özelleştirme-Demokrasi İlişkisi: Altını çizmek gerekir ki; Özelleştirme ve Borsa olmadan ekonomi liberalize olamaz. Ekonomi liberalize olmadan da siyaset liberalize olamaz. Siyasetin liberalize olması demek, özgürlüklerin önünün açılması ve İnsan haklarının gelişmesi demektir. Özgürlüklerin olmadığı, İnsan haklarının sınırlandığı bir toplum/yönetim modeli Demokrasi değildir, olamaz da! Borsa’nın Demokrasi’nin ekonomik güvencesi bakımından en önemli unsurlarından biri olduğu başka bir yazımızın konusu olacak.. Şimdilik şu kadarını söyleyelim; gelişmiş ülkelere şöyle bir bakarsak; hepsinde ortak özellik olarak Demokrasi’yi yani Hürriyetleri (Rahmetli Özal’ın üç hürriyet diye vurguladığı -Düşünce ve İfade Hürriyeti, -Teşebbüs Hürriyeti ile Din ve Vicdan Hürriyeti), Serbest Piyasa mekanizmasını, Özelleştirme ve Borsa’yı görürüz. Değerli okurlar; hiç Kuzey Kore’de, Küba’da, Suriye’de eski Irak’ta(Seçimlerden önce Borsa kuruldu ve faaliyete geçti) Özelleştirmeden söz edilebilir mi? Bu ülkelerde Borsa olur mu? Buralarda Demokrasi var mı? Kısaca, özelleştirme; Demokrasi mücadelesinin en önemli adımlarından biri belki de başlıcası’dır. Rahmetli Özal’ın, özelleştirmeyi gündeme getirdiği günlerde komünist blok’ta yer alan ülkelerin şimdilerde geldikleri yere bir bakınız lütfen! : Özelleştirmeyi çoktan tamamladılar, Demokrasi’ye geçtiler, AB yolunda ilerliyorlar, hatta bir çoğu girdi bile.. Biz ise hala tartışıyoruz. Bence buradaki en büyük kabahat ve sorumluluk karşıtlardan çok yandaşlarda.. Çünkü yandaşlar, hiç-bir zaman karşıtlar kadar cesur ve kararlı olamadılar. Bu yüzdendir ki; ne özelleştirme yapılabildi, ne borsamız derinlik kazanabildi ne de Demokrasimiz gelişebildi.. Sonuç: Türkiye’nin önünde ilk kez gerçek bir umut ışığı 17-Aralık’ta doğdu ve AB’den tarih alındı. Işığın aydınlattığı yol ise belli : Demokrasi.. Önce insan diyenler, özgürlük diyenler ve daima aydınlıkta yürümek isteyenlerin yolu yani!.. Türkiye, 2005 yılından itibaren hızlı bir özelleştirme sürecine girdi ve bu bağlamda -ne şanslıyız ki- kararlı ve cesur bir hükümete sahibiz! Başta Başbakan Tayip Bey olmak üzere sırasıyla Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül ile Bakanlarımızdan Nazım Erken, Mehmet Şimşek, Kemal Unakıtan ve Ali Babacan’ı –özellikle- kutlamak gerek. Evet, hükümet, engellemelere karşı mücadeleden yılmayarak, kararlı tutumuna devam ettiği takdirde, özelleştirmenin açtığı Demokrasi yolunda; -yukarıda da değindiğimiz gibi- önce ekonominin sonra da bunun doğal sonucu siyasetin libarilize olmasıyla, Türkiye’nin önünü tıkayan ve gündemden hiç düşmeyen başta ‘Kürt’ ve ‘Türban’ olmak üzere birçok sorunun da, önümüzdeki süreçte Demokrasi içinde birer-birer çözüme ka-vuş-tu(rul-du)ğu-nu hep birlikte yaşayarak göreceğiz!..
Favori olarak ekle (9) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 221 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |