|
Dün hem doğum günüm hem de Emeğin Bayramı olması nedeniyle güne iyi başladım. Dün Taksim’e geleceklerin oraya bir şey yapmayacağını, 31 yıl önce verdikleri şehitleri anmak istedikleri bilindiği halde;
Başbakan, İçişleri Bakanı, en önemlisi İstanbul Valisi Muammer Güler, “Taksim’e kimseyi sokmayacağız. Girmeye çalışana da gereğini yaparız” demişlerdi ama...
Kimbilir belki fikirlerinden vazgeçmişlerdir diye düşündüm. İşçilere sürpriz yapmak için, Taksim Meydanı’nda çay demleyip ellerinde karanfillerle onların gelmesini bekliyorlardır düşüncesiyle Taksim’e gittim. ‘Unkapanı Köprüsü’nü geçer geçmez Taksim’e büyük bir saldırı olacakmış’, gibi tedbir alan güvenlik güçlerinin çabasını ve hazırlıklarını görünce düzgün olan moralim bozuldu.
Aman Allahım o ne!..
Taksim, polis tarafından öyle bir savunmaya alınmış ki, o meydana değil işçi, kuş bile zor girer. Çok güçlü bir ordu on binlerce zayiat verdikten sonra belki girer ama ayakta kalır mı bilmem...
Uğradığım tüm otoparklar polis talimatı ile araç almıyor. Çaresiz Tepebaşı’ndaki Otopark’a döndüm. Sonra tabana kuvvet Taksim.
Polis her yerde... Sokak başlarında, aralarda, yol kenarlarında o kadar çok ve kalabalık ki, insan ürperiyor. Polis Atatürk’ün dediğinin tersine, hem hattı hem sathı müdafa ediyor.
Taksim Meydanı’na geldiğimde her taraf çelik kafeslerle kapatılmış olduğu için uzunca bir süre meydana girecek kapı aradım. Sonra gazetecilerin kontrol edilerek içeri alındığı birinci çelik barikattan geçtim.
Anıta veya 1977’de 37 emekçinin öldüğü Kazancı Yokuşu’nun başına gitmek için de barikatlar geçtim. Kazancı Yokuşu başında 31 yıl önce şehit olanların anısına oraya karanfil ve papatyaları koyup, olayları yaşamış biri olarak o çığlıkları beynimde tekrar duyarken, bir yandan da kaldığı kadarıyla o günün filmi geçti gözümün önünden.
Üst üste yığılmış insanlar mı dersin, panzerin altında haykıran kadın mı? Yoksa hayata veda ederken son bir kez daha dünyaya ve Taksim Meydanı’na bakmaya çalışan gözler mi?..
Cerrah, Fatih gibiydi
Tam bu sırada Elmadağ yönünden Taksim girişine gelmiş olan bir grup TKP’li genç “Yaşasın 1 Mayıs” sloganları atınca, polis tarafından çember altına alınarak uzaklaştırıldılar.
Taksim’e insanların sokulmaması için alınan tedbirler o kadar muazzam ki, bu sistemi Bizanslılar bilmiş olsa ve Fatih’in ordularına karşı Bizans’ı dünkü sistemle savunsalardı inanın İstanbul fethedilemezdi. Ayrıca bu savunma sistemi, yine Osmanlı’nın defalarca kuşatıp alamadığı Viyana’da hücum olarak uygulanmış olsaydı size temin ederim Viyana ilk seferinde alınır, şimdi de içimizde orayı alamanın uhdesi kalmazdı.
Taksim savunması ve korunmasını izlerken, Şişli’den endişe verici haberler geliyordu. Polis orada DİSK Genel Merkezi’ni kuşatmış, önünde birikenlere ve içeride olanların üzerine su, biber gazı ve gaz bombası atmış. Bu esnada birçok vatandaşın yaralandığı haberleri ile endişem artıyordu.
Tam o sırada İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Bey, yanında çalışma arkadaşları ve onların ellerinde uzun coplar olduğu halde, Elmadağ yönünden alana girdi. O mağrur giriş bana Fatih Sulltan Mehmet Han’ın surlardan içeri girişindeki resmi hatırlattı. Aradaki fark, Fatih at üstünde, Cerrah Müdür ise yayandı.
Doğum günümü polislerle kutladım
Benim doğum günüm 1 Mayıs’tır. Bu beni mutlu ediyor. Geçtiğimiz yıllarda mümkün olduğunca bu günümü hep işçilerle meydanlarda kutladım. Bu sene de pastamı alıp işçi ve emekçilerin Taksim’e gelmesini bekledim. Onların bu savunma sistemini aşamayacaklarını anlayıp, gelmekten vazgeçince elimde kalan pastamı şöyle değerlendirdim:
İşçileri Taksim’e sokmama emri almış ve Taksim’e yan bakanın gözüne gaz sıkarak kendilerine verilmiş olan emirleri harfiyen uygulayan, üstüne üstlük taa Bingöl’den gelerek Taksim Savunması’na katılmış olan polislerle pastamı paylaşıp doğum günümü kutladım.
Gerek yoktu
İşçiler, Taksim’e gelseydi saygı duruşundan sonra günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıp, haklarını alamadıklarını, yaşam şartlarının iyi olmadığını haykıracak ve eşit paylaşım isteyecek, arada sloganlar atarak bağırıp çağırıp gideceklerdi.
Yöneticiler, ülkemizin çeşitli yerlerinden polisleri toplayarak Taksim’i ne için ve kimin için savundular anlayamadım. Sanıyorum Vali Bey, Başbakanımız ve İçişleri Bakanımız şimdi, “Gördünüz mü, sizi sokmayız dedik ve sokmadık” diyerek övünüyor olmalılar...
02.05.2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Değerli Büyüğümüz usta kalemimiz Mustafa Dolu Doğu günün kutlu olsun... www.alucra.com ailesi
Favori olarak ekle (2) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 231 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |