|
Çarşamba, 19 Eylül 2007 |
Dün ülkemin durumunun nerelere geldiği ile ilgili genelleme yaptığım yazımın bir bölümünde, öğretmenlerin durumunu anlatan öğretmen adayının mektubundan minik bir bölüm aktarmıştım.
Kalbini, ruhunu ve hayatını eğitime adamış, geleceğimiz dediğimiz çocuklarımızı ülke ve milletimize yararlı çağdaş birer fert olarak yetiştirmek ve nerede görev verilirse orada eğitim yapmaya razı olan, on binlerce öğretmen adayının feryadının tamamını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre 165 bin öğretmen, binlerce derslik ve okul açığı var. Öğretmen olmak için eğitim görmüş, ellerinde diploma, devletin açtığı KPSS’yi kazanmış öğretmen adayı var. Bakanlık “Öğretmen” diye inliyor. Öğretmen adayları, “İş ve aş” diye inliyor.
İlginç olanı ise bu iki unsurun bir araya gelemeyişi ve adaylardan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin neredeyse tümünün görevlendirilmesi dikkat çekiyor. Birçok öğretmen adayının feryadı bu yönde.
İşte bunlardan biri olan ve tüm adayların duygularını dile getiren öğretmen adayı Hacer Şaşmaz’ın mektubu.
“Sevgili ailem;
Hepinizden, dört yıl öğretmen olacağım diye üniversite yıllarında sizlere para sıkıntısı çektirdiğim ve iki yıldır hâlâ sizin elinize baktığım, moral bozukluğundan karşınıza geçip iki laf etmediğim, çok istediğiniz halde sınavım var deyip sizinle gezmeye gitmediğim, kendi sıkıntılarımı, stresimi size de yaşattığım için özür diliyorum.
Üniversite arkadaşlarım, son yılımı beraber paylaşmayıp çalışma odalarında geçirdiğim ve en yakın olduğum sizleri ders yüzünden ihmal ettiğim, en güzel yıllarımı çalışma masalarında geçirdiğim için hepinizden özür diliyorum.
İlk çalıştığım okulda ikinci dönem ders çalışmak için tam alıştıkları anda onları yarı yolda bırakıp, “KPSS’ye çalışmam lazım” dediğim için özür dilerim.
İkinci yılımda öğrencilerimin OKS gibi bir sorunu varken, KPSS diye kendi sorunumu düşünüp, zaman zaman onların sorununu görmezden geldiğim için özür dilerim.
Seminere gittiğim okulda ve zümre toplantısında ücretli olduğum için kendime yakıştıramayıp sözleşmeliyim diye tanıttığım insanlardan özür dilerim.
Meslektaşlarım beraber takılıp gezerken, iş çıkışı ders çalışmam lazım deyip onlarla vakit geçirmediğim için özür dilerim.
Günlere katılıp her ay türlü bahanelerle onlarla birlikte olmadığım sırf evde ders çalışmak uğruna yalan söylediğim için özür dilerim.
İki yıldır çevremdeki herkese dershanede çalışıyorum, ben Fen Bilgisi öğretmeniyim deyip evden çıktığım ve aslında kursa gittiğim için özür dilerim.
Artık yeter ben öğretmen miyim neyim? 82 puan aldım yine olmadı. Artık yalan söylemek istemiyorum, ben öğretmen olmak istiyorum. Lütfen bize kulak verin sesimiz olun çektiklerimizi başta Başbakanımız ve Milli Eğitim bakanımız olmak üzere herkes duysun ve bir çözüm bulsun lütfen...” diyor.
Öğretmen adaylarının feryadı bu. Söylenenler ve beklenenler ortada. Milli Eğitim’in öğretmen ve dersliğe ihtiyacı olduğu net. Çözüm bulması gerekenlerin bu konularla ne dedikleri veya ne düşündüklerini bilmiyor ve merak ediyoruz...
Tarihte bugün
1921. Sakarya Savaşı Sonrası, TBMM’nin Mustafa Kemal Paşa’ya “Mareşal” Rütbesiyle “Gazi” Unvanını verdi.
1935. Almanya’da Yahudilerin kamu sektöründe çalışmaları yasaklandı.
1970. Türk Hava Yollarının ‘’Antalya’’ adlı uçağı Isparta yakınlarında düştü: 154 kişi öldü.
1971. Türkiye Güzeli Filiz Vural, Avrupa Güzellik Kraliçesi seçildi.
1980. MGK yasama görevine başladı.
1981 Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı.
Ozan Arif ve Türüt’e imza
Yıllardır ülke millet bütünlüğü, insan sevgisi, birlik ve beraberlik, kardeşlik üzerine destanlar yazmış olan Ozan Arif’in ne zaman yazdığını bilmediğim Karadeniz Bölgesi insanının karakteristik özelliğini, ülke ve milletine, dinine, bayrağına bağlılığını anlatan destanından bir bölümünü türkücü İsmail Türüt almış ve türkü yapmış. Ne hikmetse bu türküde belirtilen özellikleri benimseyen, ya da milletimizin bu denli birlik ve beraberlik içerisinde olmasını istemeyen bazı çevreler hemen karalama, ya da saptırma kampanyasına başladılar. Bu arada kimin veya kimlerin yaptığı bilinmeyen bindirme bir klip bir internet sitesinde yayınlanınca, kıyametler koptu ve her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Çıkarılan gürültü ve patırtı üzerine soruşturma açıldığını öğrendik.
Sözlere bakıyorum hiç kimseyi incitecek bir kelime yok. O zaman bir kaşık suda fırtına koparanların amacı ne bilmiyorum.
Bildiğim bir şey var: O destanın ve türkünün altına ben de imzamı koyuyorum.
Favori olarak ekle (10) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 90 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |