Ülkemiz bir hukuk devletidir ve ilelebet böyle de kalacaktır. Hukukun üstünlüğüne inanan ve savunan biri olarak, herkesin bildiği bir şeyi tekrarlamakta yarar görüyorum. “En kötü hukuk sistemi bile hukuksuzluktan iyidir” denildiği gibi, “Hukuk bir gün herkese lazım olur” sözlerinin doğruluğu da önemlidir.
Elbette herkesin hukuka ihtiyacı var. Ülkemizdeki davalara bakılırsa, 70 milyon nüfusun, 50 milyonu birbiri ile şu veya bu şekilde mahkemelik. Buna şahitlik müessesesini de katarsanız neredeyse herkes hukuk daireleri ile ilgili hale geliyor.
Daireler bunun bilincinde ama donanımlı olmadıklarından herkese yetişemiyorlar. Personel eksik, teknik donanım yetersiz. Adli Polis ihtiyaç olduğu halde kurulamıyor. Ödenek yetersizliğinden çağrı yapılamıyor. Durum böyle olunca da açılan bir dava, Yargıtay aşaması dahil 6-7 senede ancak bitiyor. Bazı önemli davaların zamanaşımına uğraması da işin cabası.
Bakan ne yapıyor?
Adalet Bakanımız Sn. Mehmet Ali Şahin, mesela Deniz Feneri Davası patladığında, “Orada bir dernek bazı şeylere karışmışsa bana ne, sana ne!” diyebiliyor. Tüm dünyanın yakinen ilgisini çeken ve izlenen, “Asrın davası” denilen Ergenekon duruşmalarında değil bakanlığının, ülkemizin bile prestijini sarsıyor. Yeterli tedbirlerin alınmadığı belli olduğu gibi, böylesine önemli bir davaya sıradanlık yorumu getirerek, “Bu dava ülkemizin muhtelif yerlerinde görülmekte olan davalardan herhangi biridir. Tek farkı kamuoyunun bu davaya yoğun ilgi göstermesidir” diyor.
Bakanımız daha önce “Sana ne, bana ne” dediği Deniz Feneri Davası ile ilgilenip, Dışişleri Bakanlığı kanalı ile davanın dosyalarının intikalinin hızlandırılmasını istemesi büyük memnuniyet yarattığını belirtmek gerek.
Elbette Bakanımız’dan hak ve hukuk bekleyen halkımızın beklentileri çok. Öncelikle hapishanelerde kimsenin ölmesini ya da işkence görmesini istemiyorlar. Hakkın çabuk verilmesi için gereken tedbirlerin alınması gerektiğini belirtiyorlar. Savcı, hâkim ve diğer adli personelin çoğaltılmasını, adliye saraylarının modern hale getirilmesini talep ediyorlar. En önemlisi haklıya hakkının çabuk teslim edilmesini istiyorlar.
Kanları göz göre göre yerde kaldı
Hak, hukuk, adalet iyi de, ya yerine gelmeyenler ne olacak? Daha ne kadar davada ihmaller sürecek? Bu ülkede Yüce Divan’da yargılanırken davaları zamanaşımına uğrayanlar yetmiyormuş gibi, toplumu derinden yaralayan ve aydınlanmamış olarak beyinlerimizde kalacak olan 16 Mart katliamının zamanaşımına uğramasına ne demeli?
16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bombalı ve silahlı saldırı sonucu 7 öğrenci ölmüş, 41 öğrenci yaralanmış ve failler belli olduğu halde, ne hikmetse uçan kuştan haberi olan polisimiz bu davanın faillerini 30 yılda yakalayıp adalet karşısına çıkaramayınca dava malesef zamanaşımından düştü ve gençlerin kanı ne yazık ki yerde kaldı. Katliamı yapanların da yaptığı yanına kâr kaldı. Ancak onların vicdanlarının rahat olup olmadığını bilmiyorum ama kendileri görmese bile vicdanları ve elleri kanlı olarak o lekeyi ömür boyu taşıyacaklarından eminim.
Bu durumda sormak gerekiyor: Hukuk devletinde, bu mudur hukuk, bu mudur adalet?
Anamı toprağa ellerimle verdim
Geçtiğimiz hafta Alucra’da yaşamakta olan anamın vefatını öğrenince adeta yıkıldım.
Anam Cumhuriyet’le birlikte doğmuş, onunla birlikte yaşamış olması nedeniyle tam bir Cumhuriyet kadınıydı. Bu memleket ve vatanın hizmetine 6 evlat vermiş, kendisi eğitimden yoksun kaldığı halde çocuklarını imkânları ölçüsünde eğitmiş ve iyi yetişmelerini sağlamıştı. Bugün ondan türeyenler yurda ve millete çeşitli kademelerde hizmet veriyorlar.
Köyümüzde verdiği kararlar ve uygulamaları nedeniyle anama ‘Kral’ lakabı takıldığından öyle hitap ediliyordu. Dolayısıyla ben anamı kaybederken Alucra-Kemallı Mahallesi de ‘Kralı’nı kaybedip toprağa uğurladı.
Anamı, vasiyeti üzerine babamın mezarının yanına eşilen mezara kendi ellerimle koydum. Bu öylesine ilginç öylesine duygulu bir andı ki anlatmak çok zor. Beni doğurup büyüten, iyi günde kötü günde yanımda olmuş, imkânları ölçüsünde desteklemiş, ağrımı ağrısı, açlığımı açlığı, sevincimi sevinci kabul etmiş anamın cansız bedenini alıp, kefenini açtıktan sonra onu öperek ebediyete yollamak üzere toprağın derinliklerine bırakıp üzerini tahta ve toprakla kapattık.
Anamın ölümü nedeniyle orada bulunanlara, bulunamayıp acımı hafifletmek için beni uzaktan da olsa yalnız bırakmayan tüm arkadaş ve dostlarıma teşekkür ediyor, kendilerinin bu tür acıları çekmemelerini diliyorum.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
24.10.2008
Favori olarak ekle (8) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 75 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |