|
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu savcılar, hakimler ve polislerimiz |
|
|
|
|
Perşembe, 15 Mayıs 2008 |
Hukuk mahkemelerimizin görev ve yetkilerinde bir dizi değişiklikler öngören HUMK tasarısı TBMM Adalet Komisyonu’nda bu hafta görüşülmeye başlanacak. Bu değişiklik insanlarımıza birçok kolaylıkların yanında, mahkemelerimizde görev yapan savcı ve hakimlere de görevlerini daha rahat yapmaları imkanı getiriyor.
Hukukun üstünlüğüne inanan ve savunan bir yayın grubunda çalışan olarak, elbette ömrümüzün yettiği, nefes aldığımız sürece, cumhuriyeti, ilkelerini hukukun üstünlüğünü, laikliği ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz ve edeceğim.
Hukukun üstünlüğüne inanan, savunan ve çok sıklıkla hukuka sığınan biri olarak benim de hukuk sistemimize ve uygulayıcılara yönelteceğim eleştirilerim ve önerilerim var.
Biz basın ve yayın kuruluşları ağırlıklı olarak 5187 sayılı Basın Kanunu’na tabiyiz. Bu nedenle çok sıklıkla birçok savcı ve hakimle istemediğim halde karşı karşıya geliyorum.
Birinci önceliğimiz 5187 sayılı Basın Kanunu’nun ‘Düzeltme ve cevap’ başlığı altındaki 14. maddesi. Bu madde başlığından da anlaşılacağı üzere, yapılan bir haberde, yazılan yazılarda eğer varsa yanlışlığın düzeltilme hususlarını düzenliyor.
Çelişkili kararlar
Kişi veya kurumlar düzeltme taleplerini Sulh Ceza Hakimliği’ne bildiriyor. Hakimlik düzeltme talebini reddeder veya kabul eder. Bu zamana kadar bu konuda karar veren hakimlerimizden çoğunun, 14. maddenin ikinci paragrafını yani; “Düzeltme ve cevap ilgili yazıdan uzun olamaz. Düzeltme ve cevaba neden olan eserin yirmi satırdan az yazı veya resim veya karikatür olması hallerinde düzeltme ve cevap otuz satırı geçemez” ibaresini dikkate almadan karar verdiklerini biliyorum.
Yasa hazırlanırken bu tür kararlara yapılan itirazlar üst mahkemede de yani Asliye Ceza’da görülürken bu yargılamanın duruşması yapılması taleplerimiz o zaman da dikkate alınmamış, önergelerimiz reddedilmişti. Şimdi bakıyorum da meslektaşlarımın beni yeni anladıklarını ve hak verdiklerini öğreniyorum.
Şimdi başta Adalet Bakanımız olmak üzere TBMM üyeleri ve parti grup başkan vekillerinden, madem Hukuk Mahkemeleri’ni düzenleyen yasa yeniden ele alınıyor, bu hususların da ele alınmasında, hatta Basın Kanunu’ndan TCK’ya atfedilen maddelerin kaldırılması ya da yeniden gözden geçirilmesinin büyük yararı olacağını belirterek bu konuda da bir düzenleme yapılmasını talep ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde Grubumuz gazetelerinden Güneş’te bir tekzip yayınlamamız gerekiyor. Yukarıda da belirttiğim gibi mahkeme kararının ekinde yayınlanması istenen bir metin yok. Karşı tarafın gönderdiği ihbara bakıyorum. Kişi hayat hikayesini anlatmış. Haberle ilgili “Şurası yanlıştır” dediği bir husus yok.
Üst mahkeme duruşmasız olduğu için itirazımızı reddetmiş. Yapılacak bir iş yok. İlk kararı veren Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurup, “Hukukun üstünlüğünü savunan biri olarak verdiğiniz karara uyacağım. Ancak kararınız ekinde yayınlanmasına karar verdiğiniz bir metin yok. Bari ilgilinin gönderdiği şu ihtarnameden bir bölüm ya da bölümler tespit edin. Yerine getirelim” talebinde bulundum. Aldığım karar ya da cevap: “Mahkemenin verdiği kararda bir usulsüzlük yoktur. Talebin reddine.”
Polise ne oluyor?
Son zamanlarda sürdürülen ve terör örgütü olarak kabul edilen Ergenekon soruşturmaları ile ilgili çıkarılan yayın yasağına yine hukukun üstünlüğünü savunanlar olarak uymaktayız. Yine Grubumuz gazetelerinden Tercüman’da birtakım insanları hedef gösteren bazı gazetecilerle ilgili bir haber yayınladık.
Bundan sonra yadırgadığım bir husus, polisin bu haberi yayın yasağına uymadılar gerekçesi ile savcılığa ihbar etmesi.
Gecesini gündüzüne katarak bizlerin can ve mal emniyetini sağlayan değerli polisler, size ne oluyor? Bizi ihbar ettiğiniz gazeteleri biz zaten savcılara gönderiyoruz. Eğer onlarda bir suç unsuru varsa, savcılarımız zaten gereğini yapıyor ve yapmakla mükellefler.
Bu anlamda sizlerin ihbarını, savcılarımıza görev hatırlatmanızı anlamakta zorlanıyor ve hayret ediyorum.
Tarihte bugün
1560: Piyale Paşa komutasındaki donanması, Cerbe Deniz Savaşı’nı kazandı.
1839: Askeri hekim yetiştiren Mektebi Şahane-i Tıbbiye Haydarpaşa’da açıldı.
1919: İzmir Limanı’nda bulunan İtilaf Devletleri donanması kumandanı Amiral Caltrop, Türk ordusuna İzmir’in Yunanlar tarafından işgal edileceğini bildirdi.
İzmirli yurtseverler,Reddi İlhak kararı aldı.
1950: 27 yıllık CHP iktidarı son buldu. Demokrat Parti yüzde 53 oyla tek başına iktidara geldi. Türkiye’de tek parti dönemi bitti.
1972: Bülent Ecevit, Atatürk ve İsmet İnönü’den sonra CHP’nin 3. Genel Başkanı seçildi.
1985: Hüsamettin Cindoruk, emanetçi olarak DYP Genel Başkanlığı’na seçildi.
1997: Danıştay, Bargama köylülerinin siyanürle altın aramaya son verilmesi talebini haklı buldu.
14.05.2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (8) | Görüntüleme sayısı: 104 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |