|
İstanbul trafiği ve taksiciler |
|
|
|
|
Salı, 29 Ocak 2008 |
İstanbul’da trafik artık korkulu rüya. Bir kişi yollara düşmeden, “Eyvah nasıl gideceğim. Toplantıya yetişebilecek miyim” der ve çeşitli endişelerle yola çıkarsa, o günkü verimi sizce nasıl olur?
Peki günün yorgunluğu ile işinden evine giden ve trafik işkencesinden geçmiş kişinin evdeki davranışları ve o ailenin bütünlüğüne ne dersiniz? Trafik, boşanma davalarının artmasında etken olabilir mi?
Bu çileler yetmiyormuş gibi, minübüsçü ve taksicilerden çileyi artırıcı unsur olarak şikayetler akıyor. İstanbul Otomobilciler Odası Başkanı Semih Kaçanoğlu’nun bu konudaki çabalarını biliyorum ama galiba konuyu tamamen halledemedi.
Öncelikle taksiler emin ellerde değil. Bazıları hapishane kaçkını ya da dağdan yeni inmiş gibi, saç sakal birbirine karışmış. Kiminin taksisinin içi kahvehane gibi sigara koktuğu yetmiyor gibi arabesk müzik de ikramiyesi. Taksiye binen kişi yorgun mu, üzgün mü, taksicinin umurunda değil.
Yetmedi; ola ki bir vatandaş el kaldırdı, seyir halindeki birkaç taksi aynı anda o kişiye yöneliyor. Bu arada trafik karışmış, tehlike oluşmuş umurlarında değil.
Trafiğe bakıyorsun her taraf sarı. Sürekli ring yapıyor, sonra da masrafı çıkaramamaktan şikayet ediyorlar.
Semih Bey, taksici can, mal ve namus emanet edilen kişi olduğuna göre, taksici kartlarını mutlaka denetim altına al. Haberleşme sistemlerini geliştir. Gerekirse bunu zorunlu hale getirt. İlgili kişilerle görüşmeler yaparak, şehrin muhtelif yerlerine cepler yaptırt ama, buralar sonradan sabit duraklara dönmesin.
MESAJ PANOSU
Trafik PKK’dan da beter
Necip Yozgatlı’nın, trafik terörü ile mücadele edilmesi gerektiğini anlatan mektubunun bazı bölümleri şöyle: “Yolu olmayan, araçları çok olan bir ülkeyiz. Sürücü kursları tarafından verilen ehliyet sahiplerinin dikkatsizlikleri gözden kaçmıyor. Gaza basmakla iyi şoför olduğunu sanan gençlerin kazalarını üçüncü sayfalarda okumaktan gına geldi. Polis, otomobil kiralayan şirketleri dikkatle izlemeli. Ehliyeti olmayan gençler, hava atmak için, değerinin üzerinde araç kiralayabiliyor. Firmalar kağıt üzerinde ehliyetli birine kontrat yapıp gençlere de, ‘Yakalanırsanız emanet dersiniz’ diye telkinde bulunuluyor. Dikkatli olunmalı ve ocakların sönmesi önlenmelidir.”
Biyologların ızdırabı
Çok ilginçtir, herkes iş ararken devlet işi olsun diye çeşitli torpiller bulmaya çalışır, işe alınmıyoruz diye şikayet eder. Sonunda işe başlayınca bu kere devleti şikayet etmeye başlar.
İşte bunlara bir örnek. Ancak bu örnek hakikaten binlerce biyoloğun mağdur olduğu bir konu. Devlet hak yemeyen, herkese eşit davranan, eşit işe eşit ücret ve haklar veren bir işveren olarak bilindiği halde, devletin de haksızlık yaptığı bu örnekle gün gibi ortada.
Okurum 16 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Tarım Bakanlığı’na biyolog olarak geçmiş. Teknik Hizmetler sınıfında bir arada çalışan aynı işi yapan bir biyologlar ile ziraat teknikerleri ile su ürünleri fakültesi mezunu, ziraat mühendisi, jeolog ve diğer mühendisler aynı sınıfta olmalarına karşın, aldıkları tazminatların gösterge puanları farklı olduğu için, 400 YTL daha az ücret alırlar.
Bu durum, aynı odada oturan, aynı işi yapan ve hepsi de fakülte mezunu olan memurlar arasında farklılık, ve haksızlık yaratıyor. Tarım Bakanlığı şikayetler karşısında, “Ha bu sefer ha yarın gidereceğiz” dediği halde mesele çözümsüz kalıyor ve haksızlık sürüyor.
Fakir fukaraya el atan, himaye altına alan hükümet oturup bir de bu ülkenin memur ve emeklilerinin sorunları ile ilgilense çok iyi olacak fakat onlar “Bak haa seni sürerim” mi diyor bilmiyorum ama bu mağduriyetin giderilmesinin gerekli olduğunu biliyorum.
29.01.2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (5) | Görüntüleme sayısı: 77 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |