Cumhuriyet kurulduğundan bu yana başörtüsü, türban, laiklik, demokrasi, şeriat gibi laflarla ömrümüz gelip geçti ve geçmeye devam ediyor.
Anayol Hükümeti döneminde Erbakan Hoca başbakan iken, tıpkı günümüzde olduğu gibi, ‘hanımlar başını örtsün mü, örtmesin mi?’ tartışmalarını oya çevirmek için çaba sarf ettiği ve başardığı günlerde, “Bir gün gelecek rektörler başörtülü kızlara selam duracak” demişti.
İşte o gün şimdi geliyor. Dün AKP ile MHP kurmayları bu konuyu halletmek üzere Anayasamızın 10 ve 42. maddelerinin değiştirilmesi konusunda görüş birliğine vardılar. MHP’nin teklifi bilindiği gibi, ‘Kamu hizmeti alınırken vatandaş nasıl istiyorsa öyle alsın’ şeklindeydi. Yani öğrenci eğitim alırken kamu hizmeti alıyor konumunda olduğu için bunu nasıl istiyorsa öyle alabilecek. Yani isterse başını bağlayacak, isterse çarşaf giyecek ve eğitimini alacak. Sonra başını örtenler inançlı, örtmeyenler imansız durumuna gelip tartışmalar daha da alevlenecek. Bu kamu hizmeti alınırken pantolon, mini etek, dekolte giyimin tarifi yok. Bu değişiklik kabul edilirse onları giyecek cesaretli hanımlar olur mu olmaz mı bilemem ama geleceğin tablosu böyle gözüküyor.
Kamu hizmetini başları bağlı olarak alanlar, meslek sahibi olduktan sonra aynı hizmeti kamuya nasıl vereceği belli değil. O zaman da büyük bir ihtimalle, halen birçok devlet dairesinde yapılan uygulamalar gibi kılık-kıyafet yönetmeliği olmasına karşın yok sayıldığı gibi görev devam edecek demektir.
Başörtüsü ya da türban
Geçmişte bir televizyon programında bana, “Başörtüsüne karşı mısınız” diye sordular. Ben o zaman aynen şunları söylemiştim, şimdi de tekrar edeyim.
Ben başörtüsüne karşı değilim. Çünkü rahmetli ninelerimle, annemin, ablamın ve kız kardeşlerimin başları bağlı. Onların başlarını bağlamalarından bu zamana kadar zerre kadar rahatsızlık hissetmedim. Ben hissetmediğim gibi Devlet Daireleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Müdürlükleri, Adliyeler ve Polis Evleri yöneticileri de rahatsız olmadılar.
O zaman benim annem, ablam ve kız kardeşlerim gibi başını bağlayan herkesin başımın üzerinde yeri var. Benim karşı olduğum ‘başımı bağlıyorum’ diyerek bağlayış şeklini sembol haline getirenleredir. Yani baş bağlayış şekli annemle ablama benzemeyenlere karşı olduğumu belirtmiştim, şimdi aynısını tekrar ediyorum.
Stalin mi, ülkücü bıyığı mı?
68 kuşağı çok iyi bilir. O dönemin gençleri yine birilerinin teşvik ve maşalığını yaparak birbirlerini vururken, bıyık şekillerine de bakılırdı. Bir gencin bıyığı Stalin’inkine benziyorsa, yani ağzına doğru uzamışsa, bıyığın sahibi olan kişi solcu ya da komünist olarak kabul ediliyordu. Yine aynı şekilde bıyık bir hilal gibi olmuş ve uçları ağzın iki yanından aşağı doğru sarkmışsa o bıyığın sahibi de ülkücü ya da faşist olarak kabul ediliyordu. Bıyık bırakmak isteyen birçok genç ise bu şekillerden birine uymuşsa arada kazara öldürülüp, ne şehit ne de gazi olamıyordu.
Yarınlarda üniversitelerde belli ki insanlar birbirini inançlı ve inançsız olarak sınıflara ayıracak.
Sonraları bu bıyık şekilciliği kafalardan silindi. Kimse kimseyi bıyığı ile ülkücü ve faşist diye nitelendirmedi. Şimdi bu baş bağlama umursanmaz ise, hanımların ve onları yönlendirenlerin inatları da tıpkı İran’da olduğu gibi kırılırsa, hanımlar doğaları gereği güzellikleri belli olsun diye tekrar normal kıyafetlerine dönerler mi bilmiyorum. Bekleyip göreceğiz.
Rektörlerimiz de şimdiden kendilerine selamlama yeri yaptırırlarsa iyi olur.
Alucra’dan teşekkür var
VAKIFLAR Bankası Genel Müdürlüğü tarafından Alucra Halis Akmen Çok Programlı Lisesi’ne yaptırılan kütüphaneye kitaplar gelmeye başladı. Geçtiğimiz günlerde bu konu ile ilgili yaptığım kitap çağrısına duyarlı davranıp hemen kitap gönderen başta Gazetemizin Genel Yayın Müdürü Serdar Turgut’a, Yazıişleri Müdürümüz Halil Demir’e, Güneş Gazetesi Yazarı ve Ekümen Ahmet Çavuşoğlu’na, Güneş Gazetesi yazarı Rıza Zelyut’a, Esenyurt Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu ile “Bu kütüphanede benim de kitabım bulunsun” diyerek kitap gönderen Azmi Gülsoy, Erdinç Çavuşoğlu, Muammer Döğenci, Zafer Döğenci, Rüştü Döğenci, Muhlis Akmen, Ali Ağca, İrfan Dikbaş, Talip Zerin, Osman Paça, Mustafa Paça, Doğan Yakupoğlu, İhsan Tekoğlu, Mümtaz Safi, Mehmet Ünal, Tülay Dolu, Hüseyin Efkari Dolu, Hasan Kaptı,Tahsin Ağca, Dr. Sebahattin Destek ve Ümran Karadeniz’e teşekkür ederiz.
Evet kitaplarınız Halis Akmen Lisesi’ndeki kütüphanede yerini almıştır efendim.
25.01.2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (6) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 70 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |