Ülkemizde en çok yaşanan kargaşaların başında, okulların açılması ve kapanması vardır. Okulların açılması yaklaşınca kayıt telaşı başlar. Milli Eğitim Bakanlığı’nın başta Bakanı olmak üzere hemen herkes, kayıt parası alanlar olursa asılacağını, kesileceğini söyler, veliler şikayet eder, öğretmen ve okul yöneticileri, “Böyle bir şey yok” derler. Sonra nasıl oluyorsa herkes kaydını yapar, kimsenin ne kellesi gider ne de kolu... Sistem aynen yürür.
Arkasından ders zilinin çalacağı gün yaklaşır. Bu kere belediye başkanları ve trafik yetkililerinin telaşı başlar. “Vay okul servisleri geliyor. Aman trafiğe dikkat” denilir. Valilik memurlar için mesai saatlerini değiştirir. Belediye Başkanı metrobüsü devreye sokar.
Yollar yapılırken metrobüsün enini boyunu ölçmeyen ve yolunu da buna göre yapmayan, nasıl döneceğini hesap etmeyen ilgili ve yetkililer “şap” diye otururlar. Ortalık tam kargaşadır. Seferler durdurulur. Belki de şu günlerde, “Bu otobüs neden böyle uzun” denilerek, metrobüsü kısaltmaya çalışanlar bile vardır.
Okullar tatile yaklaşınca karne parası gündeme gelir ve onunla ilgili şikayetler başlar. Tıpkı okulların açılışında olduğu gibi sonra okullar tatile girer, karnesini alan öğrenci de evine gider.
Bu sırada metrobüsü yürütemeyenler, hatta kısaltmayı düşünenler, “Aman oh be, okullar tatile giriyor. Trafik rahatlayacak” der ve yollar o kargaşayla yine akıp gider.
Öğretmenler inliyor
Okulların kargaşasıyla öğretmen ve adaylarının da sıkıntısı başlar. Öğretmenler bu az maaşla nasıl seneyi çıkaracağını, taksitlerini nasıl ödeyeceğini düşünürken, adaylar, aşağıda olduğu gibi neden atanmadıklarını ve atanamadıklarını uzun uzun anlatırlar.
Bizim görevimiz de elbet bu anlatılanları, çözüm bulması ve insanlara çare olmaları için ilgililere aktarmaktır. Adaylar ülkemizdeki öğretmen atamalarının çok dengesizce yapıldığını, eğitimin din esasına dayalı hale gelmesi için şimdiden buna göre atamalar yapıldığını belirterek ilginç tespitlerde bulunmuşlar.
Bir dokunulup bin ahın işitildiği öğretmenlerin ve adayların ilginç tespitleri şöyle:
Edebiyat, Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, Tarih, Coğrafya, Felsefe Grubu’nun dokuzuncu sınıflar için haftalık toplam ders saati 19’dur ve zorunludur.
Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi’nin haftalık toplam ders saati 3’tür (ilköğretimde 2 saat, lisede 1 saat).
Birinci gruptaki öğretmenlerden son iki dönemde 3 bin 507 öğretmen atanırken, aynı dönemde Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi’nden 4 bin 791 öğretmen atanmıştır.
Şu anda birinci gruptan atama bekleyen öğretmen sayısı 102 bin 50 iken, Din Kültür ve Ahlâk Bilgisi’nden atama bekleyen öğretmen sayısı 9 bin 863’tür.
Birinci gruptaki öğretmenlerin atanma ihtimali oranı yüzde 1’in altındayken, ikinci gruptaki öğretmen adaylarının ihtimali ise yüzde 13’tür.
2007 yılı atama döneminde birinci grupta yer alan öğretmen adaylarına bin 65 kontenjan ayrılırken, ikinci gruptaki Din Bilgisi öğretmenlerine bin 300 kontenjan ayrılmıştır.
Son atanan 20 bin öğretmenin yüzde 6.5’i Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerine ayrılırken, 8 branştaki (Edebiyat, Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, Tarih, Coğrafya, Felsefe) öğretmenlerine ayrılan oran yüzde 5.3 tür.
Son atama döneminde İlahiyat Fakültesi mezunlarından dördüncü öncelikliler dahi atanırken, sekiz lise branşından birinci önceliklilerin %15’i bile atanamamıştır.
Aynı dönemde Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmeni 72 puan ile atanabilmişken, diğer gruptan 83-93 puan aralığı atanamamıştır.
* 2005 yılında sekiz branşı oluşturan birinci gruptaki öğretmenlerden 563, ikinci gruptaki Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmenlerinden bin 10 öğretmen atanmış.
2006 yılında birinci gruptan 809, ikinci guruptan bin 781 öğretmen atanmış.
2007 yılında şu ana kadar birinci grupta olan 8 branş öğretmenine 2.135 kontenjan ayrılırken, ikinci gruptaki tek branş öğretmenliği için 2.000 kontenjan ayrılmış.
Başvuru bile yapamadık
“Ben hazır giyim öğretmenliği mezunu bir teknik öğretmenim. İşsizim diğer branşlara çok az kadro ayrılırken, ara eleman yetiştirecek olan biz teknik öğretmenlere hiç kadro verilmedi.
Biz KPSS’den aldığımız 90 puanlarla başvuru bile yapamadık. Bizim bu mağduriyetimize kulak verin lütfen. Bizim sesimiz olursanız çok sevineceğiz” diyor bir başka öğretmen grubu okurlarım.
Milli Eğitim bu denli dertle, çile ile dolu iken insanın gayri ihtiyari aklına, Osmanlı’nın son dönemlerinde Maarif Nazırı olan Haşim Paşa’nın, “Şu mektepler olmasa Maarifi ne güzel idare ederim” sözleri geliyor.
Günümüzün Bakanı Sn. Hüseyin Çelik de böyle düşünüyorsa, yandık ki, ne yandık demektir.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
21.09.2007
Favori olarak ekle (8) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 82 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |