AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile Genişlemeden Sorumlu Olli Rehn, işgal kuvetleri komutanları gibi ülkemize geldiler. Talimatlara daha gelmeden başladılar.
“
Çoğunluk görüşüne, hem de demokratik laiklik görüşüne saygı gösterilmelidir.
AKP’ye açılan kapatma davasını garipsiyoruz. Umudumuz Anayasa Mahkemesi’nin hukukun üstünlüğü ve demokrasiye uyumlu bir karar alması.
Laiklik din olmamalı ve öyle görülmemelidir. Dini düşünceleri ve dayranışları dayatmayın.
Türklüğü ön plana çıkarmayın. Herkes hakaret etsin diye, TCK 301. maddeyi değiştirin” diyorlar.
Tamam zaten sizin diyeceklerinizi demeden yapmaya çalışan bir iktidarımız var. Başka talimatınız varsa onları söyleyin.
Mesela;
Biz PKK’yı terörist olarak görmüyoruz. Siz de bu insanların eğitimi ve iyileştirilmeleri için rehabilitasyon merkezleri açın.
BOP doğrultusunda ABD kaynaklı olduğu söylenen ve Türkiye’nin bir bölümünü Kürt devleti olarak gösteren haritayı ya da geçtiğimiz gün Hürriyet gazetesinde yayınlanan İngiliz kaynaklı haritanın gerçekleşmesi için tedbirler alın.
Sizler Müslümansınız. Kemalizmi, laikliği, cumhuriyeti, demokrasiyi ne yapacaksınız? Bunlardan vazgeçip gerici ve muhtaç bir din devleti olma yolunda çalışmalar yapın.
Ordunuz kalabalık, güçlü ve korkutucu. Azaltın, hatta askerlikten vazgeçin. Cemaatçi polis devleti haline gelmeyi deneyin.
Modernlik, çağdaşlık neyinize? Masraflarınızın da azalması için iç giyimi göstermeyen belki de gereksinim bile hissettirmeyecek kara çarşafı teşvik edin. Bazı imam efendilerinizin dediği gibi kadınlarınızı dört duvar arasından dışarı çıkarmayın.
Türban meselesi burada gerginliğe neden oluyor. Kadınların okumasını yasaklayın. Vs, vs, gibi şeyler söyleyin ve çekip gidin.
Bizim ülkemizde daha önce de partiler kapatıldı. O zaman neredeydiniz. Almanya’da Türklerin yakıldığını görüp duymadınız mı? O zaman neredeydiniz? Bizi almayacağınız Birliğiniz için zorlamayın. Azıcık samimi olun. Ülkemizi gerilere götürmek yerine, elimizden tutup çağdaşlığa doğru götürecek projeler verin. Yatırımlar yaptırın. Anayasa Mahkememizin vereceği karardan endişe etmeyin. Onlar hep en iyi kararı, en adil biçimde vermiştir, öyle de olacaktır.
Hadi bakalım siz işinize bakın biz de işimize, olmaz mı?
Bazılarına göre Erbakan’ın Silivri’de olması gerekmiyormuş
GeçtİĞİmİz günlerde Erbakan Hoca’nın, Kayıp Trilyon Davası’nda evrakta sahtecilik yaptığı gerekçesi ile Yargıtay 11.Dairesi’nce, 2 yıl 4 ay hapis cezasını evinde çekmesi de onaylandı.
Bunun üzerine aldığım tepkileri dile getirerek, “Erbakan cezasını neden evinde çekiyor? Ülkemizin ve Avrupa’nın en modern cezaevi olan Silivri daha uygun değil mi?” diye sormuştum.
Geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan İlhan Selçuk ile Erbakan’ın yaşlarının aynı olmasına dikkat çekerek, gözaltı durumu ile evde mahkumiyetin bağdaşmadığını, yine eğer Erbakan Hoca isterse, dünyada en iyi korunan mahkumlardan biri olan ve kendisine ada tahsis edilen teröristbaşı ve çocuk katili Apo ile adayı da paylaşabileceğini önermiştim.
Bununla ilgili olumlu ve olumsuz görüşler aldım. Bazıları, “Evet evinde iyi bakılamaz. Erbakan’ın devletin kontrol ettiği bir yerde cezasını çekmesi daha iyi olur” diyenler olduğu gibi, “Yahu insaf be kardeşim. 83 yaşındaki adamdan ne istiyorsunuz? Adam zaten yürüyemiyor bile, bırakın evinde istirahat etsin. Ayrıca sandığınız gibi ortada yenilen, içilen trilyon filan da yok” diyenler de var.
Muhsin Can ise, Kayıp Trilyon Davası’nın 28 Eylül sürecinin gereği olarak açılmış bir dava olduğunu, bununla ilgili Şevket Kazan’ın savunmasının yer aldığı YouTube kayıtlarını göndermiş. Arkasından da, “Bu belirttiklerimi yayınlama cesaretinde bulunur musunuz?” diye sormuş.
Şevket Kazan’ın, bir TV’de kendilerini savunurken özetle, böyle bir davanın olmaması gerektiğini, ortada trilyonun bulunmadığını, Hazine’nin verdiği paranın zaten il başkanlıklarınca yapılan faaliyetlere harcandığını, bu davanın müsebbibinin Vural Savaş ve Zekeriya Temizel olduğunu, hatta rahmetli Ecevit’in o günlerde, “Bunların partisini kapatmak yetmez. Bunların kökünün kazınması gerekir” dediğini anlatan ve aklanmaları gerektiğini savunan bir konuşma yaptığını gördüm.
Sn. Can, gördüğün gibi sizin gönderdiklerinizi de yayınlama cesaretim varmış. Başka bildiğiniz hususlar varsa ve gönderirseniz onları da yayınlarım.
Tarihte bugün
1947: Türkiye, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’na (IMF) katıldı.
1988: Montajının tamamı Türkiye’de yapılan ilk F-16, Hava Kuvvetleri’ne teslim edildi.
1997: Amasya’da el yazması Kuran’ın çalınması olayıyla ilgili yargılanan Ayşegül Tecimer, gıyabında 4.5 yıla mahkum edildi. Yurtdışına kaçan Tecimer hâlâ yakalanamadı.
11.04.2008
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır