“Yeni Yıl” başlıklı yazımızla hem kendimiz hem de hayatı paylaştığımız insanlar adına 2008’in daha huzurlu, daha mutlu bir yıl olmasını temenni etmiş, bununla ilgili duygu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmıştım.
2008’le birlikte yıllardır çözemediğimiz bir problemin tekrar içine düştük. Son 25 yılımızın en hararetli tartışma konularından biri olan “BAŞÖRTÜSÜ”/“TÜRBAN”gündemimizi yoğun bir biçimde meşgul etmeye başladı.
Konunun tarafları bu sefer daha belirgin ve net olarak ortaya çıktılar.Yıllardır farklı yöntemlerle veya başka kişiler üzerinden yürütülmeye çalışılan mücadele bu sefer tarafların bizatihi alenen ortaya çıkmasını ve fikirlerini açıkça ortaya koymasını sağladı. Bu açıdan bakılınca bu tartışmanın belki de en sevindirici tarafı da bu. Milletin karşısında artık gölgeler değil kişiler vardır.
Başörtüsü/türban bir inanç meselesidir. İnanırsınız veya inanmazsınız; örtünürsünüz veya örtünmezsiniz. Bu her kesin kendi problemidir. Ama başörtüsünü inancı gereği taktığını belirten bir genç kıza bunun İslam’ın bir emri olup olmadığı konusunda fetva vermeye kalkamazsınız. Hiç birimiz kişisel yaşam alanımıza müdahale edilmediği sürece bir başkasının hayatına müdahale etme hakkını kendimizde göremeyiz.
Demokrasi, halkın seçtiği temsilciler aracılığı ile kendi kendisini yönettiği rejimin adıdır. Halk belirli aralıklarla reyini/oyunu kullanarak yöneticilerini seçer. Seçilen milletvekillerinin oluşturduğu meclis yasama yetkisini, bu meclis tarafından oluşturulan ve güvenoyu alan hükümette yürütme yetkisini kullanır. Bu manada Türkiye Büyük Millet Meclisi millet adına yasa/kanun yapma yetkisine sahip olan tek kurumdur. Demokrasilerde meclis dışında hiçbir güç veya kuvvet kendini milletin temsilcileri yerine koyamaz.
Demokrasi ile idare edilen bir ülkede yaşayan, anayasal haklar bakımımdan eşit birer vatandaş olarak hepimiz bilmeliyiz ki:
Hiç kimse bir diğerinin kılık kıyafetiyle uğraşma hakkını kendinde göremez, görmemelidir.
Hukuk ve hukuk devleti, insanların kafalarının içindeki amaçlarla uğraşmaz. Tersine onlara saygı duyar, saygı duyulmasını sağlar; pozitiftir. İnsanların amaçlarıyla, niyetleriyle yalnızca totaliter devletler uğraşırlar. Çoğulcu demokrasilerde hukuk, insanların giyimi ile uğraşmaz, hiçbir giyside hukuka aykırı olamaz.(1)
Bu devletin sahibi bu millettir. Demokrasilerde halk devlet için değil, devlet halk içindir. Millet kendi inancını, kendi örfünü rahatça yaşayabileceği bir ortamı tesis etmekte hürdür. Hiç kimse, hiçbir zümre veya sınıf kendini milletin üstünde göremez, millet adına karar alma hakkını veya salahiyetini kendinde bulamaz.
Son tartışmanın “istemezük” cüleri, ”felaket ve darbe tellalları”,”totaliter/baskıcı devlet yanlıları”,”kaos çığırtkanları” bu milletin evlatlarının yıllardır döktüğü gözyaşlarını dindirmeyi amaçlayan, aslında sorunu çözmekte yeterlide olmayan bir yasal düzenlemeyi kendi kişisel çıkarlarının zedelenmesine yol açacak olan soruşturma ve operasyonların üzerini “ÖRTMEK” için kullanmaya kalkmışlar, bunu yaparken de demokrasiden, halktan ne kadar uzak olduklarını da cümle âleme göstermişlerdir.
Demokrasiler çoğunluk rejimidir. Demokrasilerde halkın çoğunluğunun dediği olur. Azınlıkların ise hakları korunur. Azınlıkların korunması gereken hakları, azınlığın çoğunluğa tahakkümüne yol açamaz. Korunması gereken haklar bahane edilerek çoğunluğun yaşam alanı daraltılamaz. Hele yıllardır hukuksuz biçimde sürdürülen bir yasağın kaldırılması için büyük bir meclis çoğunluğu ile yapılan yasal bir düzenlemeyi yapanları “idamla”,”darbeyle” tehdit etmek kadar densiz bir yaklaşım olamaz.
Bu günkü anayasayı oylayıp kabul edende bu millettir. Daha önce kabul ettiği bir anayasayı şimdi temsilcileri vasıtasıyla değiştirmesi kadar normal ve hukuki ne olabilir ki?
Kişisel beklentileri boşa çıkanlar ve gelecekle ilgili umutları iyice azalanlar, milletin değerleri ile kavga etme küstahlığını büyük bir cesaretle sürdürmeye niyetli gibiler.
Unutmayalım ki, bu millet kendi inancı ve değerleri ile kavga edenleri tarihin çöplüğüne gömerek bu günlere gelmiştir.
Bugün mağdur edebiyatı yapanlar bu milleti her zaman mağdur edenlerdir. Bugün kaostan bahsedenler kaosun asıl sebebi ve kaynağı olanlardır.
Bu güruhtan, çıkar ve menfaatleri için her türlü hile ve desiseye çekinmeden başvurma konusunda çokça sabıkası olan bu demokrasi yoksunlarından, BAŞÖRTÜSÜ sebebiyle okulunun kapısında horlanan, coplanan, her türlü hakarete ve aşağılanmaya maruz kalan; bütün bunlara rağmen gözyaşlarını yüreğine gömüp vatani görevini yaparken şehit düşen kardeşinin tabutuna sarılıp “vatan sağolsun” diyebilenleri anlamalarını beklemek beyhudedir.
Dürüst olun, tarafınızı belli edin.
Demokrat mısınız, baskıcı/darbeci mi; özgürlükçü müsünüz, yasakçı mı; milletin mi yanındasınız, patronlarınızın mı?
Unutmayalım ki, hiçbir millet kendi çocuklarına Firavun adını koymamıştır. Ama her dilde İbrahim adı vardır, kıyamete kadar da olmaya devam edecektir.
Ve ey kamusal alan tellalları! Âlemlerin Rabbi, din gününün sahibi yüce Allah(cc) buyuruyor ki:” Muhakkak İbrahim, (tek başına) bir ümmettir…”(2)
Mustafa YELEK
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
1.Demokrasiye Doğru,Yeni Türkiye Yayınları,Yargıtay eski başkanı Sn.Sami Selçuk,Doç.Dr.