|
KÜRESEL YALNIZLIK Geride bıraktığımız günlerin en yoğun gündemi, AGOS gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in menfur bir saldırı sonucu öldürülmesi idi. Fail, İstanbul’un en kalabalık caddelerinden Halaskargazi caddesi üzerinde silahını çekmiş, üç-dört el ateş etmiş, bir insanı öldürmüş, sonrasında çekip gitmişti. Bu olay bana, farklı bir ölüm hadisesini hatırlattı. Bundan yaklaşık on yıl önceydi. Refah Partisi Beyoğlu ilçe yönetiminde görev yapıyordum. İlçe teşkilatı olarak Beyoğlu’nda oturan ve vefat eden kişilerin evlerine taziye ziyaretlerine gidiyorduk. Bu faaliyetler çerçevesinde bir eve gitmiştik. Gittiğimiz yer, yarı bodrum bir apartman dairesi idi. Kapıyı birkaç kez çalmamıza rağmen açan olmamıştı. Bu esnada bitişik dairenin kapısı açıldı. Bir hanımefendi, yanında kızıyla beraber:”Buyurun beyefendi, kimi aramıştınız?”diye sordu. Refah Partisi Beyoğlu ilçe yönetim kurulu üyesi olduğumuzu, bu adreste oturan ve rahmetli olduğunu öğrendiğimiz komşularının yakınlarına taziye ziyaretinde bulunmaya geldiğimizi söyledik. Kapıyı açan hanımefendi dedi ki: “Allah razı olsun kardeşim. Ama o amcamız tek başına yaşayan yalnız bir adamdı. Öyle ki, biz onu üç beş bayan olarak mezarlığa götürdük. Yanımızda hiç bir erkek yoktu. Allahtan o esnada başka bir cenaze daha vardı mezarlıkta da, o cenaze için gelmiş bulunan erkeklere rica ettik. Bizim cenazeyi de mezarlığa indirip toprağını örttüler.” Üç arkadaş tarifsiz duygularla ayrıldık oradan. İstanbul bir başka yüzünü daha göstermişti bize. Türkiye’nin en kalabalık şehrinde, o şehrin metropol bir ilçesinde, sekiz on dairelik bir apartmanda “yalnız yaşayan, yalnız ölen, nerdeyse mezarına bile yalnız giden” bir adam. Yunus Emre’nin, “Bir garip öldü diyeler Üç günden sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar Şöyle garip bencileyin” demesinden daha hazin bir durumdu karşımıza çıkan. O günden sonra yalnızlık bir başka çöktü içime. Yalnızlık kavramı, bulunduğum ortamlarda ve hayatımın her alanında daha fazla ilgimi çekmeye ve dikkatimi o tarafa yoğunlaştırmama başladı. Bir de,17 Ağustos 1999 depreminden hafızama kazınmış bir görüntü var. Depremin en fazla yıkıp geçtiği Gölcük Değirmendere’den canlı yayın yapan bir TV kanalının muhabiri, her tarafı çatlamış bir apartmanın birinci katında oturan yaşlı bir çifte, dairenin penceresinden mikrofonu uzatıp şöyle sormuştu:”Artçı sarsıntılar devam ediyor, herkes sokakta gecelerken siz neden dışarı çıkmıyorsunuz?” Yaşlı adam havanın soğuk olması sebebiyle dışarı çıkamadıklarını söyleyince, muhabir tekrar:”Gidecek kimseniz yok mu, çocuklarınız falan?”demişti. Yaşlı adam, gözleri nemli, kelimeler boğazına düğümlenmiş, titreyen bir sesle:”Var evladım ama bir baba dokuz çocuğa bakar da dokuz çocuk bir babaya bakamazmış.”diyebilmişti. Yaşadığımız yüzyıl her geçen gün milletleri de, devletleri de, mekânları da gittikçe yalnızlaştırıyor. Dünya nüfusunun bilmem kaç milyar olduğuna, ülkelerin değişik amaçlarla bir araya gelerek birliktelikler kurduklarına, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının gönüllü teşekküller oluşturduklarına falan bakmayın. Kalabalıklar içerisinde yalnız yaşıyor çağımızın insanı. Küresel ısınma gibi “Küresel yalnızlık” ta çağımızın acı bir gerçeği. İnsanoğlunun doğaya ve çevreye verdiği zarar küresel ısınmayı beraberinde getirirken, insanî olan değerlere verdiği tahribatta Küresel Yalnızlığı ortaya çıkardı. Üzücü ama gerçek. Bu küresel yalnızlık nedeniyle kişi başına düşen milli gelirin en yüksek olduğu ülkelerde de, yoksul ülkelerde de sokaklar kimsesiz ve yapayalnız çocuklarla, insanlarla dolu. Her yıl milyonlarca insan açlıktan, susuzluktan ve hastalıktan dolayı hayatını kaybediyor. Bu küresel yalnızlık sebebiyledir ki, Bosna’da, Afganistan’da, Somali’de, Filistin’de, Lübnan’da, Irak’ta, dünyanın gözü önünde milyonlarca insan yapayalnız ölüyor, öldürülüyor. Bu aymazlık yüzündendir ki; Guantanama’da , Ebu Gureyb’te ,Batı Şeria’da binlerce insan onurlarını satmadan direniyorlar onursuzlara. Sevgi gibi, nefret gibi, umut gibi, korku gibi, adalet gibi, zulüm gibi yalnızlıkta önce ekilen sonra büyüyen daha sonrada biçilen bir olgudur. Sevgisiz bırakırsanız, sevgisiz kalırsınız. Nefret ektiğiniz her yerde karşınıza çıkacak olan nefrettir. Şairin ifadesiyle: Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. …… Kendini yalnız hissetigin kadar yalnızsın ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. …… ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun. “Kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.”diyen Hrant Dink öldü. Şimdi, onun ailesi ve yakın mesai arkadaşları, o hayatta iken yanında olmayan ama onun altı delik ayakkabısı ve ölümü üzerinden kişisel rant sağlamaya çalışan “son gün dostları”,kendi değerlerine yabancılaşan ve bu yüzden mensubu olduğu milletle her fırsatta kavga eden ama sözüm ona milletlerin kardeşliğinden bahseden sözde “aydın”larımız, kısacası her birimiz; bu topraklar üzerinde medeniyet kurmuş olan atalarımızın bırakalım insanları, sadece göçmen kuşların uçuş güzergâhlarında yaralanıp düşmeleri halinde onların tedavisini yaparak sürüsüne yetiştirmek üzere çalışma yapmak için vakıflar kurduğu gerçeği ile ve o medeniyetin kurucu dinamikleri ile yüzleşebildiğimiz an, içine düştüğümüz ve bizi anne-babamıza, kardeşlerimize, çocuklarımıza, akrabalarımıza, komşularımıza, bütün insanlara yabancılaştıran ve ilgisizleştiren bu küresel yalnızlıktan kurtulmuş olacağız. Âlemlerin Rabbi olan yüce Rabbimiz Hucurat suresi,13.ayette :“Ey İnsanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle, bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerliniz ve en üstün olanınız, O’ndan en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haberi olandır.” buyuruyor. O’nun âlemlere rahmet olarak gönderdiği sevgili Peygamberimiz(sav)’de veda hutbesinde: "Ey insanlar!"Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan sakınmadadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok sakınanınızdır.”diye 14 asır öncesinden kurtuluş reçetesini âleme duyuruyor. Değerli okurlar, bir adı da yalnızlık olan el-ucra’mın güzel insanları bilelim ki “İman etmedikçe cennete giremeyeceğiz, birbirimizi sevmedikçe de(gerçek anlamda) iman etmiş olmayacağız.” Öyleyse “selamı aramızda yayalım.” Mustafa YELEK
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (6) | Görüntüleme sayısı: 135 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |