|
Tuzağa Düşen Kuşun Üç Öğüdü Birisi, hileyle tuzağına bir kuş düşürdü. Kuş ona dedi ki: “Ey ulu efendi! Sen birçok öküzler, koyunlar yedin; birçok develer kurban ettin. Dünyada onlarla bile doymadın; benimle de doymazsın sen! Beni bırakta sana üç öğüt vereyim. Bak bakalım, aptal mıyım, akıllı mıyım? Birinci öğüdü elindeyken vereyim, ikincisini samanla karışık balçıktan yapılma damının üstünde, üçüncüsünü de ağacın üstünde vereyim. Bu üç öğütle bahtın iyileşir. Elindeyken vereceğim öğüt şu: —“Olmayacak söze kim söylerse söylesin inanma!” Kuş bu ulu öğüdü adamın elindeyken verip azad oldu, damın üstüne konup dedi ki: —“Geçmiş gitmiş şeye gam yeme. Fırsatını kaybettin mi, artık üzülme!” Sonra adama dedi ki: Şu küçücük bedenimde on dirhem ağırlığında paha biçilmez bir inci var. Senide çocuklarını da devlete eriştirirdi. O inci senin hakkındı; fakat kısmetin değilmiş, kaçırdın. Öyle bir inci dünyada bulunmaz”. Adam hamile kadın doğururken nasıl feryat ederse öyle bağırmaya başladı. Kuş dedi ki: “Sana,’geçmiş şeye gam etme’ diye nasihat etmedim mi? Madem geçip gitti, neden gam edersin? Ya öğüdümü anlamadın yahut ta sağırsın sen. Birde sana ‘sapıklığa düşme, olmayacak söze sakın inanma’ demedim mi? Bu ikinci öğüdüm değil miydi? Ben kendim üç dirhem gelmem aslanım; içimde on dirhemlik inci nasıl bulunur? Adam bu söz üzerine kendine geldi” Hadi o üçüncü güzel öğüdü de ver bakalım!” dedi. Kuş dedi ki: —“Evet. Allah için o ikisini iyi tutunda üçüncüsünü sana bedava söyleyeceğim ha! Gaflet uykusuna dalmış, bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum saçmaktır. Aptallık ve bilgisizlik yırtığı yama kabul etmez. Ey öğütçü, ona hikmet tohumunu pek saçma.” (Şaban KARAKÖSE… Mevlana’dan Düşündüren Hikâyeler, Sahife,251) ……………………………… Yunus Emre’nin “Geldi geçti ömrüm benim Şol yel esip geçmiş gibi Hele bana şöyle gelir, Bir göz açıp yummuş gibi” diye çok hoş ve garip bir biçimde ifade ettiği gibi göz açıp kapayıncaya kadar süren bir hayat yaşıyoruz şu fani, yalan dünyada. Hiç birimiz kalıcı değiliz. Hepimiz biliyoruz ki bu dünyadan uğurladığımız eş, dost, akraba, arkadaş sayısı burada kalanlardan fazla. İki kapılı bir handa gece gündüz gidiyoruz. Dönülmez bir mekâna, asıl vatanımıza doğru gidiyoruz.
Birer yolcuyuz hepimiz. Bu dünyada, bu geçici dünyada elimizde olanlarla, nasibimize düşenlerle mutlu olmayı bilmeliyiz. Kaçırdığımızı sandığımız, bir daha elimize gelmez diye düşündüğümüz fırsatlar için üzülmeye değmez. Bunlara üzülürken, ağlarken, hayıflanırken yeni fırsatları, nasipleri, kısmetleri heba edebileceğimizi aklımızdan çıkarmayalım. Unutmayalım ki, inanan, gayret eden, umudunu kaybetmeyen herkese hayat her zaman yeni fırsatlar ve imkânlar sunar. Hayat dediğimizse yaşadığımız andır. İstiklal şairimiz M.Akif’in çok veciz bir biçimde söylediği gibi: “Geçen geçmiştir artık an-ı müstakbelse müphemdir. Hayatından nasibin bir şu geçmek isteyen demdir.” Yaşadığımız anı, geçmek üzere olan zamanı en iyi şekilde değerlendirelim yeter. Hz. Mevlana’ya kulak verelim. Bu üç öğüt kulağımıza küpe olsun. Dünya için hayıflanmaya, olmayacak şeylerin peşinde ömür tüketmeye değmez. Gideceğimiz yere hazırlık yapamamışsak ona ah vah edelim. Bir yetime, bir öksüze, bir muhtaca, bir mazluma yeteri kadar yardım edemediğimize üzülelim. Oturup günahımıza ağlayalım. Zulme uğrayan insanlara gönülden dua bile edemediğimize yanalım. Hayatını tamamladığında geride onu hayırla yâd edecek dostlar bırakabilenlere selam olsun. Mustafa YELEK
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (19) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 631 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |